Erik dalı oyunu, gençlik ve kimlik

İçinde bulunduğumuz mart ayının ilk haftasında, Antalya’da ‘Uluslararası Göç Sempozyumu’ organize edildi. Antalya Bilim Üniversitesi tarafından organize edilen bu sempozyum üç gün devam etti. Naçizane, ben de programın, “Anadolu’dan Avrupa’ya Göç” başlıklı bölümünde, “60. yılında Anadolu’dan Avrupa’ya göç ve bir gelecek perspektifi” konulu bir sunum yaptım.

Konuşmamda; Avrupa’daki Türklerin sayıları, onları tanımlayan kavramlar, göç sürecinde oluşan kurumlaşma, yani sivil toplum, siyasi katılım ve girişimcilik üzerinde durarak, güncel sorunlara dikkat çekip, bir gelecek perspektifi teklifi yaptım.

Sempozyumun soru cevap bölümünde, sunum yapan bir sosyolog katılımcı, bana ‘Avrupa’daki yeni nesil Türk çocuklarının, kendilerini nasıl tanımladıklarını’ sordu. Katılımcı sosyologun sorusu bana, üzerinde bir kaç haftadır düşündüğüm bir konuyu hatırlattı. Konu, dört hafta önce katıldığım bir nikâh töreninde yaşananlardı.

İsterseniz, bana yöneltilen bu soruya verdiğim cevabı sizinle de paylaşayım.

Haftanın son iş günü olan cuma günündeyiz. Hava sağanak yağışlı. Tipik bir Hollanda havası. Aynı zamanda soğuk ve rüzgarlı. Yeğenimin nikâh törenine katılacağız. Biz, oğlan eviyiz. Cuma çıkışı, damat ve arkadaşları ve aile yakınları, oğlan evinde toplanıp, konvoy halinde gelin almaya, kız evine gideceğiz. Hareket saatinde, oğlan evinin önünde hem de yağmur altında, ‘Oğlan Bizim Kız Bizim’ oyun havası çalmaya başladı.

Türk bayrakları havada dalgalandı. Tüm komşular camlara çıktı. Konvoya katılan araçlara küçük Türk bayrakları takıldı. Uzun bir kuyruk oluştu. Konvoy halinde kız evine vardık. Yol üstünde, yer yer korna çalınsa da, uzun devam etmediği için, umarız ahaliye rahatsızlık verilmedi. Ama kız evine varınca, geldiğimizi haber vermek için kornalar çalındı. Kız evi Hollandalı. Onlar da, evlerinin önüne Hollanda bayrağı asmışlar, kapılarını çiceklerle süslemişler. Yani düğün olduğu, komşular tarafından da biliniyor.

Evden, Hollandalı kızı çıkarmak kolay olmadı. Muhtemelen aynı hafta yapılan kına merasiminde, kızın annesine adetlerimiz anlatılmış. Kapı açılmadı. Kapıyı kapatanla pazarlık yapıldı, bir miktar bahşiş verildi ve kapı açıldı. Gelini babası dışarıya çıkardı. Damadın babası dua etti. Daha sonra, mehter marşı eşliğinde gelin ve damat arabaya bindiler. Gelin testi kırmadı, muhtemelen toprak testi bulunamadı. On metre sonra gelin arabasının önü kesildi. Kayınbaba, bir zarf uzattı. Yağmur altında, konvoy, nikâh için belediyeye yöneldi.

Nikâh, Amsterdam yakınlarındaki Weesp Belediyesinde yapıldı. Belediye binası, mimar Jacob van Campen tarafından Amsterdam Dam Meydanı’nda (1648-1664) yapılan Kraliyet Sarayı’ndan esinlenerek, 1772-1776 yıllarında mimar Jacob Otten Husly tarafından inşa edilmiş. Hem dış tarafı hem iç tarafı, tek kelimeyle tarih kokuyor. Duvarlar sizinle konuşuyor adeta. Nikah saati gelince, binanın birinci katındaki salona geçtik.

Belediye nikah memuru, salonda bulunanlara bir jest yaparak, hoş geldiniz konuşmasına başlarken, Türkçe olarak da ‘hoş geldiniz’ dedi. Nikah memuru, damat ve gelinle, önceden yaptığı görüşmeler doğrultusunda hazırladığı konuşmasını yaptı. Yeni çift, karşılıklı ‘evet’ diyerek, şahitler ve katılımcılar huzurunda imzalarını attılar. Memurun da imza atmasıyla nikâh merasimi neticelendi.

Tam bu sırada, herkes birbirine ‘şimdi ne olacak’ der gibi bakarken, bir anda ‘Erik dalı gevrektir’ oyun havası çalmaya başlamasın mı. Millet neye uğradığını şaşırdı. Şaşırdı ama, salonun ortasında, gelin ve damat başta olmak üzere, büyükbaba, amcalar, yeğenler, torunlar ve Hollandalı misafirler oynamaya başladılar.

Ne var bunda diyebilirsiniz. Elbette, düğün olduğu yerde erik dalı çalınır ve oynanır. Ancak, salonda dikkat çeken önemli bir sosyolojik vaka vardı. Büyükbaba (84 yaşında), baba (55 yaşında), oğlan (25 yaşında), babanın torunu (6 yaşında) hep birlikte, erik dalı havasında oynuyorlardı. Büyükbaba ve baba Türkiye doğumlu, oğlan ve torun Hollanda doğumlu. Dört nesil, aynı anda, aynı aşk ve zevkle Türkçe çalan erik dalı oyun havasında eğleniyorlar. Üstelik, Hollandalı akrabaları da eşlik ediyor bu eğlenceye.

Antalya’daki sempozyumda sosyolog arkadaşın sorusunun cevabına gelince: “Erik dalı gevrektir, Amanın basmaya gelmez, Haydi basmaya gelmez, El gızı naziktir, Amanın küsmeye gelmez, Haydi küsmeye gelmez” oyun havası, Avrupa’da icra edildiği müddetçe ve buralarda doğan çocuklarımız oynamaya devam ettiği sürece, gençler kendilerini Türk olarak tanımlayacaklardır. Yeter ki, biz türkülerimizin kıymetini bilelim. Erik dalı deyip, geçmeyelim.

Türklerin siyasal zeminde varoluş mücadelesi

“Değerli Amsterdamlı hemşerilerim, Dedelerimizin ve babalarımızın, ‘üç beş kuruş para kazanıp geri döneriz’ düşüncesiyle geldiği Hollanda’da, 60 yıla yakın bir süredir yaşamaktayız.

Çocuklarımız Amsterdam’da doğuyor, okula gidiyor, parklarda eğleniyor, sokaklarında yürüyorlar. Artık, içinde yaşadığımız Hollanda’nın bir parçasıyız. Karnımız burada doyuyor. Geleceğimiz Amsterdam’da.

Birlikte yaşadığımız tüm Amsterdamlılar gibi, biz de vergimizi ödeyip, kurallara uyuyoruz. O halde, Amsterdam’ı ilgilendiren her konuda, örneğin ödeyeceğimiz çöp vergisi veya park ücretinin yüksek olmasına itiraz etmede, bizim de söz hakkımız var.

Söz hakkını, kullanacağımız en önemli yollardan birisi de seçimlerde oy kullanmaktır.”

Koyuncu’nun, ‘Yaşadığımız şehri ilgilendiren her gelişme, her sorun bizi yakından ilgilendirir, bizim de bu konularda konuşmamız gerekir’ mealindeki tespiti, artık üçüncü nesil Hollandalı Türklerin, içinde yaşadıkları toplum için, sorumluluk alışlarının somut bir işaretidir. Yapılan anlamlı çağrıdan, Amsterdam veya Hollanda Türklerinin, yaşadıkları ülkenin geleceğinde ve kaderinde söz sahibi olmak istedikleri anlaşılıyor. Bu ifadeler, vatandaşlık ve sorumluluk bilincinin ifadesidir. Bu davranış, aynı zaman da, Türklerin Hollanda’da entegrasyon gibi bir sorunlarının olmadığını da göstermektedir.

Türk kökenli Amsterdamlılara bu çağrıyı yapan ve siyasetin içinde yoğrulan Süleyman Koyuncu, Hollanda kökenli olmayan Amsterdamlıların oy kullanma oranının, beklenenin altında olduğuna da dikkat çekiyor.

Dört yıl önce yapılan belediye seçimlerini örnek göstererek, söz konusu kitlenin oy kullanımının ne yazık ki yüzde 20’lerde olduğunu belirtiyor. Bu oranın yükselmesini istiyor. “Çünkü, oy vermekle sadece vatandaşlık görevini yerine getirmiyoruz, aynı zaman da çocuklarımızın da yaşadığı Amsterdam’ın geleceğini belirliyoruz” görüşünü savunuyor sayın Koyuncu.

Amsterdamlı seçmenlere gönderdiği mektubunda, oy kullanmamızın, başka boyutlarına da değinen Koyuncu, “Oylarımızı kullanarak, siyasete katılımımızı, ırkçılığa ve yabancı düşmanlığına karşı olduğumuzu, eşit muamele görmek istediğimizi, orantılı temsil olmasını istediğimizi gösterebiliriz” diyor.

DENK Partisinden Amsterdam Belediyesi Meclisine 2’nci sıradan aday olan Süleyman Koyuncu, “Yaşanılabilir, daha zengin ve renkli bir Amsterdam için, 14, 15 ve 16 mart tarihlerinde hem kendi oylarımızı kullanalım hem de vatandaşlarımızın sandığa gitmesini sağlayalım” çağırısı yapıyor.

Siyasal zeminde neden var olmamız gerektiğini, gayet açık bir şekilde ifade eden Türk kökenli Hollanda siyasetçilerimizin olması, Hollanda Türkleri için ayrı bir zenginliktir.

Siyasetin kurallarını bilen ve uygulayan bu gençler, aynı zamanda Hollanda için de bir zenginliktir. O halde, bu gençlerin, karar vericiler arasında yer almalarını sağlamak ve destek vermek de bizim, yani seçmenin görevleri arasındadır.

Kullanılan her oy, seçilen her tercihli aday, Hollanda Türklerinin siyasal zeminde verdikleri mücadelenin en anlamlı ifadesidir. Durum böyle olunca, 14, 15 ve 16 Mart 2022 tarihlerinde yapılacak yerel seçimlerde oyumuzu kullanmak siyasal alanda varoluşumuzun önemli bir parçasıdır.




Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!