Okumanın ferdi ve toplumsal kazanımı

Emin Özdemir ve Adnan Binyazar’ın birlikte kaleme aldıkları Okuma-Yazma İlişkisi başlıklı makale şu cümlelerle başlar: “Okuma, yazma gücümüzü besleyen temel kaynaklardan biridir. Başkalarının gözlem ve yaşantılarını paylaşma, kişisel dünyamızın sınırlarını zorlama okumayla gerçekleşir.” Bu iki cümle bile okumanın önemini vurgulamaya yeterlidir.
Gelişmiş diller dört temel beceriyi ihtiva ederler. Bunlar, konuşma, yazma, dinleme ve okumadır. Bu becerilerin dayandığı temel ise dilbilgisidir. Anadilinde konuşma ve dinleme becerileri bebeklikten itibaren taklit etme yoluyla gelişirken okuma ve yazma becerileri eğitim yoluyla gelişir. Okuma ve yazma, aynı sporda olduğu gibi uygulama yoluyla gelişir. Zaman içinde de özel yeteneğin de yardımıyla sanata dönüşür.
Sözlü aktarımın yüzyıllar boyunca başlıca metod olarak kullanıldığı Türk toplumunda okuma ve yazma hala istenen seviyede değildir. Bu gerçek maalesef sadece az eğitimlilerle de sınırlı değildir. Eğitim seviyesi yüksek olanlar da az okumaktadırlar. Okudukları ya mesleki literatür ya da güncel toplumsal olaylarla ilgili popüler yazılardır. Nitekim yayınlanan kitapların ekseriyeti bir kaç bin adetle sınırlı kalmaktadır. Hele hele edebi eserler söz konusuysa bir baskıda ancak 2-3 bin adetten öteye gidilememektedir. Hal böyle olunca da yazarlıkla geçinenlerin sayısı bir elin parmaklarıyla gösterilecek kadar azdır.
Yaşadığımız ülke Hollanda’da nüfusun yarıdan fazlası haftada en azından bir defa kitap okumaktadırlar. Halk kütüphanelerine üyelik toplumun her kesiminde görülmektedir. Kütüphaneler de zaten mümkün olduğunca okurlara yakın davetkardır. Kütüphaneler sadece kitap ödünç alınan mekanlar değil, aynı zamanda eğitim, sosyal ve kültürel alana da entegre edilmiştir. Okuma ile alakalı sürekli araştırmalar yapılıp, elde edilen verilerle okumayı teşvik edici projeler hayata geçirilmektedir. Ayrıca okumayı genç nesillere sevdirmek için de ünlü şahsiyetler elçi olarak mobilize edilmektedir.
Okumanın önemine tekrar dönelim ve okumanın okuyucuya ve topluma sunduğu kazanımlara bakalım. Gelişmiş bir okuma becerisinin gerek fertlerin gerekse toplumun refah seviyesine büyük katkışının olduğu bir çok bilimsel araştırmayla tespit edilmiştir. Yine çok okuyan toplumların kültür ve sanat alanlarında da oldukça üretken oldukları da bir gerçektir. Okumanın her türlüsü için geçerlidir bu durum. Okuyan insanın muhayyilesi ve gözlem gücü okumayanlara oranla daha gelişmiştir. Yine okumanın toplumsal getirileri alanında yapılan ampirik araştırmalar da gösteriyor ki, okuma, özellikle de şiir ve hikayeler, kişinin sosyal-duygusal gelişimini olumlu yönde etkilemektedir.
Okuma yoluyla hem kelime hazinesi hem de gözlem, muhayyile ve tasavvur kaabiliyeti gelişir. Buna mukabil olarak da yazma kabiliyeti gelişir. Yazma yoluyla pasif olan kelime hazinesi aktive edilip kelimelerin kalıcı ve işlevsel olması sağlanır. Tabii okumanın da bir tekniği vardır. Okuma tekniğine hakim olanlar da okuduğundan en çok istifade edenlerdir. Burada bahsedilen teknik, temel okuma yazma tekniğinden ziyade metin okuma tekniğidir ve bunun en temel şartı da okuma-yazma öğrenme sürecinin tamamlanmış olmasıdır.
Roman, hikaye, şiir gibi kurgu metinleri okumadan önce kitapla ilgili küçük bir yoklama okumayı olumlu yönde etkileyecektir. Eserin, yazarı, konusu, mekanı ve zamanı gibi bir çok faktör teşvik edici labilir. Bu bilgilere genellikle kitabın arka kapağı veya önsözünde bulmak mümkündür. Kurgu olmayan metinlerde ise farklı stratejiler mevcuttur. İlk etapta esere bir göz atıp, ana ve alt başlıklar gözden geçirilir. Şayet resim, şema gibi görseller varsa onlara da bir göz atılır. Bu ilk aşamada okuma eylemi olmaz. Bu ilk göz atıştan sonra konuyla ilgili bir tahmin yürütülür ve o tahmine göre kendi bilgimizi hafızamızda bir yoklarız. İkinci aşama ise okuma eylemine geçmektir, ancak metnin cinsine göre bu aşama farklılık gösterir. Eğer konu akademik bir konuysa önemli kavram ve ifadeler belirlenip, aşina olunmayan kavramların anlamları metin yardımıyla ya da başka kaynaklara bakılarak bulunur ve okumaya devam edilir. Yine bu aşamada kişiye göre farklı metotlar uygulanabilir. Bazıları eser içine notlar (derkenar) düşerken, bazıları da bunun için ayrı bir not defteri kullanmaktadır. Okuma işi bittikten sonra tekrar ilk aşamaya dönülüp yürütülen tahminin ne derece tutturulduğu, tutturulmuşsa konu ile ilgili ön bilgiler yeni bilgilerle mukayese edilip okumanın kazandırdıkları değerlendirilir. Bütün bunlar zaman içinde gayri ihtiyari vuku bulan aşamalara dönüşür.
Son olarak da kitapseverlerin ilgisini çekeceği düşüncesiyle bir kitap bültenini burada anmak istiyorum. HK Kitap Bülteni adıyla dijital olarak yayınlanan bültende yazar ve eleştirmen Harun Kaban okuyucuyla hem okuduğu kitapları hem de farklı okumaları paylaşmaktadır. Harun Kaban kendine münhasır metot ve diliyle okuycuya keyifli bir bülten sunmaktadır. Bültene http://harunkaban.com/hk-kitap-bulteni/ linkinden ulaşıp üye olmak mümkündür. Beğeneceğinizden eminim.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.