Sıcak para kaynağı olarak diaspora!

Batı Avrupa Türklerinin küçümsenemeyecek bir kısmı hem tatillerini geçirmek hem de sıla-i rahim yapmak için şu sıralar Türkiye’deler. Geçmiş yıllara oranla, bir kaç münferit olay dışında, daha rahat bir tatil yaptıklarını söylemek mümkündür. Uçak biletlerinin astronomik rakamlara ulaşmasından dolayı araçla gelenler oldukça fazla, ancak bu durum sınır kapılarında eskiye oranla daha fazla beklemeye sebep olmadı. En azından gerek sosyal, gerekse yazılı ve görel medyada bu konuda anormal haberlere rastlamadık. İnşallah dönüş yolu da aynı sukünetle geçer.
İşte tam da bu zamanlarda onları ilgilendiren çok önemli gelişmeler oldu. Hem de hepsi oldukça olumsuz. Herkesin malumu olduğu üzere tatil öncesi bedelli askerlik ücreti 2000 eurodan 5400 euroya yükseltilmişti. Halbuki bedel daha geçen yıl yüzde yüzlük bir zamla 1000 eurodan 2000 euroya yükselmişti. Demek ki bu yetmemiş olacak ki, simdi de neredeyse yüzde 200’e varan yeni bir zam geldi. Bu durum Türkiye’deki bedelli askerlik miktarına eşitlemek olarak açıklanabilir, ancak kazın ayağı maalesef öyle değil. Şayet öyle olmuş olsaydı daha önceden gündeme gelir ve konu enine boyuna değişik taraflarca tartışılırdı. Üstelik Türkiye’de askerliğini bedelli yapmak isteyenlerle yurt dışında yaşayayanların gerekçeleri çok farklı. Mesele eşitlemek olsaydı zorunlu askerlik hedef alınırdı. Nitekim bu yasa bırakın eşitliği bilakis ayrımcılık içermektedir. Kısaca paran varsa bedelli, yoksa kuzu kuzu kışlaya demektir.
Peki bunun yurt dışında yaşayan askerlik yükümlüsü gençler için anlamı ne olacaktır? Tabii ki her zaman olduğu gibi durumu kabullenip istenen bedeli ödeyecekler olacaktır, ama büyük bir çoğunluk zaten Türk vatandaşlığını terkedip yaşadıkları ülke vatandaşlığı ile yetineceklerdir. Türk vatandaşlığını terk etmekten doğacak haklarını da mavi kart yoluyle korumak isteyeceklerdir. Özetle söylemek gerekirse Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olunacaktır.
Tatilin başlamasıyla değişen ve 31 Temmuzdan sonra yürürlüğe girecek bir diğer değişiklik de yurt dışından borçlanma yoluyla emekli olmakla alakalıdır. Yeni düzenlemeyle ödenecek miktar yükselirken emekli maaşları da düşecektir. Bu düzenleme bana göre çoktan olmalı idi, zira bu emekliliğe zaruri ihtiyaçtan ziyade ilave gelir ve sosya güvenlik sisteminden istifade etmek için başvurulmaktaydı. Zaten yatırılan miktar da 7-8 sene içinde maaş olarak geri dönüyordu. Bu süre sağlık hizmetleri de göz önüne alındığından çok daha kısa olacaktır. Geçmişte populist yaklaşımlar ve kısa vadede sıcak para ihtiyacından ortaya çıkan bu uygulamanın devlete külfeti küçümsenemeyecek kadar çoktur, ancak şu anki düzenlemenin amacı maalesef bir yanlışı düzeltmekten ziyade, yine sıcak para ihtiyacıdır.
Bizleri ilgilendiren üçüncü değişiklik yurt dışından getirilen telefonlarla ilgili. Daha senenin başında 170 TL’den 618 TL’ye çıkarılan kayıt ücreti, aradan bir kaç ay geçtikten sonra aniden 1500 TL’ye çıkarıldı. Hem de tatil döneminin başında! Sosyal medyada bu düzenleme ile alakalı düştüğüm nota bazı arakadaşlar ciddi ciddi gerekçeler üretmişler. Neymiş bu yurt dışından ticari amaçlı getirilen telefonlarla alakalıymış. Biz zaten yurt dışında kullandığımız telefonu burada tatil süresince kullanabiliyormuşuz. Birinci açıklamanın eler tutar yanı yoktur, zira 3 yılda bir defa bir telefon kaydettirmenin ticari amacı ne olabilir ki? Üstelik bunun böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Bu telefonlar, ya Türkiye numaraları için kullanılmakta ya da akrabalara hediye olarak verilmektedir. 1500 Lira kayıt bedeli istemek vatandaşa kendi telefonunu tekrar satmak anlamına gelir ki, bunun da bir mantığı yoktur.
Bu üç yeni düzenleme ne yurt dışından TBMM’ye giden vekillerle ne de yurt dışındaki STK’larla istişare edildi. Nitekim Yurt dışı Türkleri konusunda oldukça hassas oduğunu bildiğimiz Sayın Mustafa Yeneroğlu bu konularda kendisine fikir sorulmadığını, şayet sorulsaydı mutlaka söyleyecek sözleri olduğunu bir bildiri ile deklare etti. STK’lar zaten çoktan unutuldu. Onlar lazım olunca ayakçı olarak kullanmak içindir ne de olsa! Demek ki bunca zamanda bir arpa boyu yol gitmemişiz. Türkiye siyaseti 20 yıl önceki fabrika ayarlarına dönmüş ve bizleri tekrar sıcak para kaynağı olarak görmeye başlamış.
Bu da bize şunu gösteriyor ki, yurt dışı Türklerinin hiç esamesi okunmuyor. Siz bunu Batı Avrupa Türkleri olarak okuyun. STK’lar resepsiyonlarda boy gösterip resim çekinmekle meşgullar. Biri diğerinin varlığına tahammül edemiyor. Herkes birlikten bahsederken kutuplaşmaya hizmet ediyor. İş hamasete gelince de herkes mangalda kül bırakmıyor. İnsanın neredeyse oh olsun, siz daha fazlasına layıksınız diyesi geliyor, ama diyemiyoruz. Akılsız başın cezasını ayaklar çekiyor diye boşa dememişler.
Son olarak, ömrünün yarıdan fazlasını siyaset ve siyasi katılım için harcamış birisi olarak gelecek seçimlerde sandığı boykot edeceğimi şimdiden ilan ediyorum. Mevcut durum değişmediği müddetçe de bu tavır değişmeyecek. Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir!




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!
%d bloggers like this: