Vedalar Zordur, Belki Bir O Kadar da Gereklidir

Sahi neydi acı? Ölüm mü, sevilene duyulan özlem, aşk, yalnızlık, sabrı ölçmek, ya da büyük bi kayıp mı, ne? Rengi, tadı nasıldı, nasıl tarif edilirdi?..


Bazen yaşadığın güzel günlerin ardından beklenmedik bir veda gelir. Çok değer verdiğin bir insanı kaybedersin. Umutların, hayellerin tuzla buz olur. Vücuduyun her hücresini dayanılmaz bir şekilde yakarak hissettiğin, kimine göre ağlarkenki göz rengi veya onunla olgunlaşmanın verdiği beyazlık, kimine göre sabır, tadı kekremsi olan acıya sürüklenirsin…


Evet değerli okuyucular, bu ay ki yazımda hayatımızın belli bir döneminde hepimizin başına gelmiş veya gelebilecek olan bu konuyu ele almak istedim. Bu kararı almamda bazı hastalarım, gençlerimizin travmatik durumları ve basında gördüğümüz veya okuduğumuz vahşet haberleri etken oldu. Malesef bu süreci atlatmak herkes için kolay olmayabiliyor.


İnsan ilişkilerinde denge çok önemlidir. Yani iki tarafın birbirine gösterdiği ilgi, sevgi, saygı ve değer biraz denk olmalı. Bu durum sadece aşk ilişkilerinde değil, arkadaş, konu komşu, iş arkadaşları hatta anne babalarımız, kardeşlerimiz, çocuklarımızla aramızdaki ilişkilerde bile çok önemlidir. Bazı insanlar ilişkilerdeki dengeyi hiç bozmazken, bazıları ilişkinin yara alması ya da kopmasından çok korkarlar.

Bu dengeyi bozan da zaten o korku değil mi? Düşünün biri size, sizin ona gösterdiğinizden daha fazla ilgi gösteriyor ve üzerinize düşüyorsa bu durum önce hoşunuza gider. Kendinizi önemli ve değerli hissedersiniz. Ancak artarak devam ediyorsa, yavaş yavaş geri çekilmeye başlarsınız. O sizin üzerinize düştükçe sizin ona verdiğiniz değer azalır. Artık ona karşı daha rahat davranmaya başlarsınız.

Kimseye etmediğiniz sitemi ona eder, nezaketinizi ve saygınızı daha kolay bozar ve kimseyi olmasa bile onu kolayca ihmal edersiniz. Neden? Çünkü “o nasıl olsa beni seviyor, bana düşkün, ne yaparsam yapıyım o beni idare eder ve vazgeçmez,” diye bir düşünce oluşur. Bu düşünce de karşı tarafı ittikçe iter.


Eğer siz de terk edilmekten çok korkuyor ve karşı tarafa fazlasıyla taviz veriyorsanız, bu korkunun temellerini geçmişinizde arayın. Bir an önce bulun ve onunla yüzleşin. Çünkü ne siz o eski sizsiniz, ne de hayat o zamanki hayat. Korkularınızı görmezden gelmek yerine onları önemseyin. Duygularınızın sesine kulak verin. Konuşun onlarla. Göreceksiniz bir gün korkularınız sizi görecek, siz de korkularınızı.


İnsanların, ikili ilişkilerde gözden kaçırdığı önemli bir nokta var. Zannediyorlar ki; iki  insan bir araya gelince ortaya güzel bir ilişki çıkacak. Malesef herkes her zaman bir elmanın yarısı olamayabilir. Belki de böylesi daha iyidir. Her ne kadar son derece tatsız, hüzünlü ve çoğu zaman kalp kırıcı olsa da ayrılık da ilişkinin bir parçasıdır.

Ne demiş Atilla İlhan: “Ayrılık da sevdaya dahil…” Tam da bu sebepten bir ilişkinin başlangıcında her şeyin güzel ve doğru bir yolda gitmesi için ne kadar özen gösteriyorsak, ayrılık aşamasında da aynı özeni karşı taraftan esirgememek gerekir. Bitirmek istediğin ilişkinin kısa ya da uzun sürmüş olması ya da karşındaki insanla yaptığın paylaşım düzeyi fark etmeksizin, sakin ve mantıklı davranmaya gayret edilmelidir. Çünkü gereksiz yere yaşanan kalp kırıklıkları, uzun vadede senin de zihninde bir soru işareti olarak kalıp, yıpratacaktır.


Gelelim önerilere.
• Duygularından kaçma ve kendini ikna et.
Ayrılıktan hiç etkilenmemiş, hiç üzülmemiş gibi hayatına devam ederek çevreni ve en başta kendini kandırmaya çalışmak, hiçbir işe yaramayacaktır. Önce zihninin kabul etmesini sağlamalısın. Aksi takdirde veda edemediğin ilişki yarım kalır ve kendini sorumlu, çaresiz hissedersin.  Duygularınla yüzleşmen, başta acı verici olsa da uzun vadede sana yardımcı olacaktır. Acıyı kabullenmelisin.


• Beyne çapa atmak.
Çapalama tekniği sayesinde gergin veya mutsuz bir anı kolayca olumlu, iyi hissedeceğiniz bir ana çevirebilirsiniz. O kişi aklına geldiğinde ve beynine yaydığı  düşünceyi, olumlu (yapmayı sevdiğin şeylerle alakalı) bir düşünce ile değiştirmen gerekiyor. Çünkü kafandaki onunla ilgili düşünceler, ona olan bağımlılığını daha fazla arttırır. O kişi ile ne kadar uğraşırsan, o kadar ona bağlı bir hale gelirsin. Sevgi zannettiğin aslında bir bağımlılıktan ibarettir ve daha fazla özlemene sebebiyet verecektir.


• Yalnız değilsin.
Böyle zamanlarda yapman gereken en önemli şey, hala etrafında seni mutlu etmek için insanlar olduğunu ve bu umutsuzluk tünelinden çıkmak için her zaman bir yol olduğunu hatırlamaktır. Yalnız kalmayı ve eve kapanmayı bırak. Eğer kendini insanlardan soyutlar ve sürekli onu düşünecek hale getirirsen kendine en büyük cezayı vermiş olursun. Arkadaş ve yakınlarına sana destek olmaları için izin ver. Duygularını, hissettiklerini onlarla paylaşmaktan çekinme.


• Keşkelere sarılma.
“Yaşadıklarımdan çok pişmanım,” deme. “Keşke böyle olmasaydı, keşke bunları yapmasaydım” gibi cümlelere çok fazla başvurma. Hayatından keşkeleri çıkar. O insanlar sana olumlu ya da olumsuz mutlaka bir şey kattılar. Birine öfke veya nefret gibi duygular hissetmek, o kişiye negatif duygularla bağlı olman demektir. Beddua etme! Ettiğin takdirde yine onunla uğraşmaya devam ediyorsun demektir. Bu şekilde hafızanın bir köşesinde ona yer verir ve karşılığını bekler, gözlemlersin.


• Kendini ihmal etme.
Bu dönemde keyif almayı geç, yataktan bile çıkmak istemeyebilirsin. Ama bu istek doğrultusunda hareket etme. Dışarı çık, sana iyi gelecek şeylere şans ver. Çünkü seni, senden daha iyi tanıyan biri yok. Nelerin iyi geleceğini en iyi sen biliyorsun. Günlük yaşamındaki rutinin dışına çık. Hem bedenen, hem de ruhen sana iyi gelecek aktivitelere katıl.


• Beklentide olma.
Ayrıldıktan sonra en çok yapılan hata: “Acaba tekrar geri döner mi, ya başka birini bulursa, ya beni unutursa…” Sürekli bu tür düşünce içinde olmak. Unutmayın ki bu gibi durumlarda umut, işkenceyi uzatır. Hala eski günleri hatırlamak ya da bunlarla uğraşmak vb düşünceler sana hiçbir artı sağlamayacaktır. Sadece bağlılığını daha fazla arttıracaktır. Fotoğraflarına, WhatsApp’ına bakmayı, sürekli onunla ilgilenmeyi, takip etmeyi bırak. Çevrimiçi olmuş mu, kimleri eklemiş derdine düşme. Bunları yaptığın zaman zaten onu unutman mümkün değil. Yapılan hatalardan bir diğeri de; zihinsel olarak sürekli onu düşünmek. Bu da acının daha fazla depreşmesine izin vermektir. Eğer bunları yapıyorsan, unutma şansın “0” dır.


• Erken karar verme.
Geleceğe yönelik “bir daha kimseyi sevemeyeceğim”, “kimseye bir daha güvenemeyeceğim” gibi çıkarımlarda bulunma. Bunlar için oldukça erken. Biraz zaman ver kendine. “Neden mutlu olamıyorum?”, “Neden içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor?” Gibi sorularla kendini sorgulama. Ne yazık ki bu üzülerek geçireceğin ama üstesinden gelebileceğin bir dönem. Kendine bir süreliğine mutsuz olma izni ver. Kendi içine yolculuğa çıkarken, yaşadığın fırtınayı fark et ve onlara cevap ver. Hayattaki problemlerle yüzleşmekten kaçmak yerine, üstüne gitmelisin. Böylelikle rahatlayarak, korkunun yersiz olduğunu göreceksin. İçine dönüp, kendine şefkat ve anlayışı gösterebilirsen acıların seni yıpratmadığını, sadece daha da olgunlaştırdığını ve pişirdiğini göreceksin.


Herkes bizi terkedebilir, ayrılabilir. Unutma ki asıl tehlike; biz kendimizi terkettigimizde ve sahipsiz bıraktığınızda  başlar. Lütfen kendine odaklan. Kendini sev, iyi davran ve şefkat göster. Çünkü sen çok değerlisin. Sen kendine iyi davranmaz, sevmezsen başkaları sana iyi davranmaz ve sevmez. O yüzden ilk başta mevzuyu kendinle halledeceksin.
Bunları bi düşün güzel insan!




Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!