Komşu Almanya ve biz

Almanya’da 26 Eylülde yapılan seçimlerin ardından 16 yıllık Merkel dönemi de bitmiş oldu. Merkel seçimlerin sonucu olarak değil kendi isteğiyle görevi teslim etti. Biz Şarklılar için zor anlaşılır bir durum! Bizdekiler kendilerinden sonrasının tufan olacağını zannederler ve bu yuzden de koltuğa sıkıca yapışırlar. Bazıları ise durumu daha da ileri götürüp yerlerine aile fertlerini hazırlarlar ki, mazallah memleketin başına bir hal gelmesin.


Dönelim Merkel ve Almanya seçimlerine. Öncelikle şunun altını bir çizmek lazım. Partisi CDU’nun seçimlerde yaşadığı hezimet Merkel’in hanesine yazılamaz. Kanaatim odur ki, kendisi seçime katılmış olsaydı yine Almanya Şansölyesi olarak devam edecekti. Hezimet halefi Armin Laschet’in Alman halkına güven verememiş olmasının sonucudur diyebiliriz. İktidar yıpranmasının payının hiç olmadığını düşünüyorum. Şayet öyle olsaydı iktidarın küçük ortağı SDP de hezimeti yaşardı. Ama öyle olmadı. Tam aksine tahminleri de şaşırtacak bir sonuçla seçimlerden birinci parti olarak çıktı.


Almanya seçimleri birçok açıdan önemli sinyaller verdi. Birincisi, aşırı sağın ve solun beklenenin aksine fazla bir varlık gösterememesidir. AfD ve DİE Linke hatırı sayılır oranda oy kaybı yaşarken, FDP ve Grüne hem oylarını hem de sandalyelerini ciddi oranda artırmışlardır. İkinci sinyal de sosyal demokratların hala ciddi bir alternatif olduğunun tescillenmesidir. Bu durumun diğer Avrupa ülkelerine örnek olacağı şüphesiz.


Üçüncü sinyal ise sosyal demokrat Olaf Scholz’un başbakanlığı altında liberaller ve yeşillerin bir araya gelebilmesidir. Bu hükümet kısmen Merkel politikalarının devamı niteliğinde olmakla birlikte, FDP ve Yeşilleri bir araya getirebilme kaygısıyla daha Avrupacı ve çevrecidir. FDP lideri Christian Lindner Maliye Bakanlığıyla iş dünyasına sinyal verirken, Yeşillerin lideri Annalena Baerbock da Dışişleri Bakanlığıyla kurulu düzene müdahale sinyali vermektedir. Özellikle Baerbock’un adını önümüzdeki dönemlerde çok sık duyacağımızı şimdiden söyleyebilirim. En azından ABD’yi rahatsız edeceğinden oldukça eminim. Cem Özdemir’in Gıda ve Tarım Bakanlığı ne alaka demekle yetineceğim! Çiftçiler de aynı benim gibi “ne alaka?” demişler gelen haberlere göre.


Komşuda iki ayda halledilen hükümet meselesi bizde hala sürüncemede. Hem de muhtemel koalisyon ortaklarının hepsi mevcut müstafi hükümette oldukları halde. Hergün birlikte olan, ülke meselelerini her boyutuyla bilmek durumunda olan bu siyasilerin tereddütü niye diye sormak lazım. Ülke 1 seneye yakın geçici hükümetle yönetiliyor.

Adeta seçimlere ne gerek var, böyle de idare ediyoruz dercesine! Nitekim, 2022 bütçesi geçici hükümet tarafından hazırlandı. Yeni hükümetin görev ve sorumluluk süresi bir yıl kısaldı. Yeni bakanlar işi öğreninceye kadar süreleri dolacak dersek yeridir.


Hollanda’nın hükümet kurma konusundaki ikircikliği sadece demokrasiye değil, aynı zamanda pandemiyle etkin mücadeleye de engel teşkil etmektedr. Birbirleriyle çelişkili kararlar ve tutarsız politikalar halkta bir güven sorunu ortaya çıkarırken, radikallere de açık kapı bırakmaktadır. Her gün bir yerde şiddetin hakim olduğu protestolar olmakta ve gün geçtikçe de bunlara katılanların sayısı artmaktadır.

Bu puslu hava aşırıların içlerindeki kin ve nefreti saçmalarına da fırsat vermektedir. Uzun vadede bunun sancılarının oldukça ağır olacağını tahmin edebimek için kahin olmaya gerek yok.
Müstafi Başbakan Rutte’den beklenen bir an önce koalisyon görüşmelerini bitirip, ülke gündemini meşgul eden kısa ve uzun vadeli meselelere çözüm üretmesidir. Artık beklemeye ne ülkenin ne de vatandaşların tahammülü kalmıştır.




Leave a Reply

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!