Wilders’in ayağını öpenler

erdinc-sacan-web

 

Herkesin siyasetçiler hakkında bir düşüncesi vardır. Düşünceler genelde şundan ibarettir: ‘Siyasetçiler sadece kendi cebini düşünür. Siyasetçiler yalancıdır, dürüst değildir, düzenbazdır’ ve buna benzer daha çok sözler sarf edilir. Dürüst siyasetçi yok mu yani? İdealist olan, topluma hizmet arzusuyla yanıp tutuşan siyasetçi yok mu dünyada? Var tabii! Ama maalesef azınlıkta. Hollanda’da bu durum farklı değil. Başarılı bir siyasetçi olmak isteyen susmayı bilmeli. Aksi takdirde sustururlar. Parti başkanının çizgisinden çıktığın anda kargalar etrafını sarar ve seni zorlarlar, baskı yaparlar. Bu baskılara karşı dayanabilen insan az.

2006 senesinde parlemento adayı olduğum zaman İşçi Partisi tarafından aşırı baskı altında kaldım. Tecrübeli bir siyasetçi ile telefonda görüşürken bana şunu söylemisti: “Erdinç, kendini düşün. Halk unutur. 3 hafta sonra gazeteleri çöpe atarlar ve olanları unuturlar”. Bu sözlerin doğruluk payı var. Ama bir şeyi unutmuştu bu siyasetçi bana bunları söylerken; “Ben kendim aynaya bakabilir miydim? Geceleri rahat uyuyabilir miydim? İdeallerimi, prensiplerimi satarak, kenara atarak alnım ak sokakta yürüyebilir miydim?” Hayır, hiç birini yapamazdım! Parti baskısıyla siyaset yapmamaya karar verdim. İşçi Partisi aynı gün beni listeden çıkardı. Zerre kadar pişman değilim. Çünkü ruhumu, hürriyetimi satmadım.
Hollanda bu aralar çalkalanıyor. Hollanda’da yaşayan 1 milyon Müslüman söz ve hareketler ile incitiliyor. Hollanda’da yaşayan Müslümanlar tedirginler. Bir doktor arkadaşımla sohbetimde kendisi bana şunu anlattı: “Erdinç, Türkiye’den ev alacağım, burada geleceğimiz meçhul!”. Bunlar korkunç sözler. Biz Hollanda’da yaşamak istiyoruz. Hollanda bizim ülkemiz.
Maalesef bu zor günlerde kendilerinden bir duruş beklediğimiz bir takım Türk asıllı siyasetçiler bizleri hayal kırıklığına uğrattı. Wilders isimli İslam düşmanının ayağını öptüler. Koltuk sevdası için geçmişlerini unuttular. Ruud Lubbers, Van Agt, Hirsch Ballin, Ab Klink, Kathleen Ferrier, Ad Koppejan isimli Hollandalılar ayağa kalkıp, Wilders’e “hayır” dedi. Açık ve net tavırlarını ortaya koydular. Bunu herkes duydu ve saygıyla karşıladı. Aynı duruşu sergilemesini beklediğimiz, bizi canla başla savunması gereken, bizim duygularımızı dile getirebilecek bir şahıs vardı, o da tam tersini yaptı. Wilders ile beraber çalışmayı canı gönülden kabul edip, herkesin kabul etmesi için televizyon ekranlarından çağrıda bulundu. Kimbilir neler vaad edildi kendisine.
Demokratik bir ülkede yaşıyoruz ve herkes düşüncesini açıklamalı.
Bende demokratik hakkımı kullanarak düşüncelerimi açıklıyorum: bu duruşunu, bu seçeneğini anlamıyorum! Sadece ben değil, görüştüğüm bütün Türk, Faslı, Surinamlı, Endonez arkadaşlar da anlamıyor.
Bir gerçek daha var. Unutulacak. 3 hafta sonra gazeteler çöpe atılacak. Wilders’in ayağını öpenler yine davet edilecek Türk’lerin organize ettiği etkinliklere. Konuşmacı olarak katılacak, saygı gösterilecek. Ne de olsa koskoca bir milletvekili değil mi?
Merak ettiğim tek şey: aynaya bakabilecek mi? Geceleri rahat uyuyabilecek mi?…..