ANAHTARINIZ, SEVGİNİZ OLSUN!

Sevgi, dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren karşılaştığımız ve içimizde yerini alan en güzel, en güçlü, sıcacık bir duygudur. İnsanı ayakta tutan, toplumsal yaşamın kaynağı olan bu duygu, temel gereksinimlerden biridır. Yaşamımızda çok özel ve öncelikli bir yere sahip olup, aynı zamanda da en iyi ifade edebilme yetisi biz insanlara bahşedilmiştir.

Insanın var oluşunun temelinde; yaradanı tanımak, akıl ve gönül birliği ile inanmak, ilahi ahlak ve sevgi ile yaşamak, çevremizi, insanları ve yaratılmışları sevmek vardır. Gerçek sevginin insana güç, iyilik, neşe, enerji, bağışlama yetisi, iletişim huzuru, yaşam sevinci verdiğini hepimiz biliyoruz. Sevmek, haz alarak yaşamak ve her anın şükründe olmaktır. Sevdiğini kendisi gibi hatta kendisinden de çok hissetmektir. Bir başkasının hayatını cennete dönüştürme gayretidir. Içinde dünyanın en yüce enerjisini taşır. Ruh rezonansı, titreşimler uyumu ve olumlu düşüncelerle yoğunlaşmış bir enerjidir. Sevgi; uğruna savaşılan, romanlar, şiirler yazılan, resimler çizilen sonsuzluğu simgeleyen, yaşamda olmazsa olmaz olan en önemli duygudur. Yüreğin dışa yansımasıdır. Karşısına çıkanı ya esir alır ya da büyük bir enerji ile kucaklar. Olumluya yönlendirir, iyiye dönüşümünü hızlandırır. Gerçek sevgide açıklanamayan bir büyü, enerji vardır.
Mecnun, bir gün sokakta gördüğü bir köpekle ilgilenip, gözlerine bakarken, onu görenler alay ederek ne yaptığını sorarlar. Mecnun da der ki: “Bu köpek Leyla’nın mahallesinin köpeğidir, belki onu görmüştür…”

Son yıllarda toplumumuzda, bencilleşmenin yaygın olduğu bir süreci yaşamaktayız. Bireyselliğin öne çıkması aile kurumunun, mahalle, çevre, kasaba, kent ve ülke birlikteliğinin giderek bozulmasına neden olmaktadir.
Dünyanın sosyal, ekonomik, psikolojik, sosyolojik sarsıntılarının temelinde sevgisizlik ve empati eksikliği vardır.
Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine başka şeyleri; parayı, özgürlük adı altında yalnızlığı, üstün olmayı koyduk, nefreti çağırdık. Oysa sevgimiz yoksa, hiç bir şeyimiz yok demektir.  Belki de yeniden öğrenmemiz gereken de budur…
Bazı araştırmalarla da kanıtlandığı gibi, her türlü fizyolojik gereksinime sahip olup, sevgisiz olan kişinin; mutsuz, işinde başarısız, sosyal ilişkisi kısıtlı, etrafına güvensiz gözlerle baktığı görülmektedir.
Sevgisizlik, akıl durgunluğu, gönül körlüğüdür. Iyilik, yardımlaşmak ve güzelliklerden uzak kalmaktır. Yaşamın insana sunduğu bu lezzetleri tadamamaktır. “Cehennem nedir?” Diye düşünür Dostoyevski. Sonra şu hükme varır: “Cehennem, insan yüreğinde sevginin bittiği yerdir.”
Günümüz hayatında, bir ideoloji haline gelen bireyselleşmeyle birlikte, “sevgi” günlük  yaşamda da en çok kullanılan sözcüklerden biri haline geldi. “İnsanlar birbirlerini sevmeli, her işin başı sevgi, sevgi gibisi yok, sevdikçe çoğalırsın…” Sık sık duyduğumuz veya okuduğumuz, sevmenin kıymetini belirten ve öğütleyen bu sözler acaba sevgi açlığını mı dile getirmek istiyor? Neden kendini söyletme gereğini hissettiriyor, artık çanlar mı çalmaya başladı, sözcük olarak cömertce kullanabilirken, hayatımızda ne derece yer verebiliyoruz(!)?

Her derdin ilacı, iksiri olan “sevgi” için, bildiğiniz gibi 14 Şubat Sevgililer Günü ilan edilmiş. Ülke ekonomisine katkısını, tarihçesini, popüler kültürünü, getirisini, karşı oluşları, abartılarını vs zaten hepimiz biliyoruz. Ekonomik ve tarihsel boyutunu bir kenara bırakarak, yaklaşan bu özel günü fırsat bilip, manevi özelliğine, bu gün için plânlarımıza ve sevgimize dair bazı konuları gözden geçirmeye ne dersiniz?

Hayat der ki; sevdiklerinizi artı ve eksileri ile kabul etmeyi öğrenmedikçe, sevmeyi ve sevilmeyi beklemeyin. Yoksa sevmenin lezzetine varamayacak, eleştirmekten sevmeye vakit bulamayacaksınız…
Kaç yıldır beraber olursanız olun, sevgi hep yenilenmeye, ilgiye ihtiyaç duyar. Tüketilen pek çok şeye rağmen, yeniden var edilmelidir. Birlikte olunan anlar azalmaya başlamışsa, sevgi sözcükleri daha az söylenir olmuş, sinerjisi düşmüşse, tatlı sohbetler artık kısalıyorsa, el ele tutuşmak rafa kalktıysa, bir araya gelindiğinde sadece sorunlardan konuşuluyorsa ilişkiye biraz nefes vermek lazım. Toparlanmak, iyileştirmek, soluk aldırmak, harekete geçmek zamanı gelmiştir. Sevginin beklenen etkisini sağlayabilmesi için, sevgiyi eyleme dönüştürmek gerekir. Diğer bir deyişle sevilene zaman ayırma, ilgi gösterme, bakım verme ve onu koruma gibi eylemleri gerçekleştirme zorunluluğu vardır.

Gelelim en önemli soru(nu)muza!
Klasik deyimle, “ben duyguların sadece bir güne sığdırılmasına ve kalıplaşmış özel günlere karşıyım” ya da tam tersi, “sevgimi ispat etmek adına, bu gün benim için önemli” diyenlerden de olabilirsiniz. Soralım o zaman kendimize! Bir güne sığdırmayı hafife aldığımız bu özel duyguyu, sevdiğimiz insana nasıl hissettiriyoruz? Sadece aldığımız hediye, o hediyeye ayırdığımız para, yaptığımız masraf mı sevgimizin büyüklüğünü belirleyecek, yoksa sevdiğimiz insanın hayatımızdaki yeri, onun hayatındaki yerimiz mi?..
Hediye almayı, işkenceye dönüştürmeden sadece bir dokunuşla, bir öpücükle, bir sarılmayla, bir gülümsemeyle, bir sesle, bir mesajla, bir çiçekle “benim için çok önemlisin, benim için çok özelsin” diyebilmek mi?
Kimimiz de yetiştirilme kültürünün etkisi ve “debbağ (derici) sevdiği deriyi yerden yere vurur” atasözünden de güç bularak, debbağ gibi sevgisini gösterme yolunu seçer. Karşı tarafta zanneder ki: “Benimle uğraşıyor, üzüyor ama aslında sevdiği için öyle yapıyor.” Seven insan üzmez!. Sevgiyi göstermenin dünya kadar yolu vardır. En sonuncusudur kırarak, üzerek söylemek, hissettirmek. Sizce sevginizi gösterme yolunuz; ona hitap edişiniz, yardımınız, desteğiniz, adını söyleyişiniz, saçı başı dağınıkken, ter kokarken bile ona aşkla bakışınız, çok öfkeliyken bile onu kırma korkunuz, sizden farklı düşünmesine rağmen saygı duyuşunuz olamaz mı?
Düşünceniz, yetiştirilme şekliniz ve inancınız ne olursa olsun, sevgi gerçekten de hiçbir kalıba, güne sığmayacak kadar anlamlı, parayla ölçülemeyecek kadar da değerlidir.. Önemli olan; sevgilinize, eşinize sevginizi ve kendisinin özel olduğunu hissettirebilmektir! Unutmayın, sevginiz var oldukça her gün sevgili ve özelsiniz.

Sesimiz ve sözümüz sevdiğimizi söylemeli. “Ben onu seviyorum zaten, söylemeye gerek yok, hareketlerimden anlaması lazım” lar yetmiyor artık. Hareket kadar sese de, söze de, övgüye de ihtiyaç vardır. Çünkü sevginin sesi canlıdır,  heyecanlıdır. Mutluluk, şefkat taşır. Karşı tarafa sevginin büyüsünü iletir. Sevgi sözcüklerimiz ise sevgimize ilaveten takdir, onay, önemseme ve saygı içerir. “Seni seviyorum” iki kelimedir ama içinde dünyanın en yüce enerjisini taşır. Başkalarına gösterdiğimiz özenin, kat kat fazlasına, dokunmaya, dokunulmaya, kocaman sarılmalara ihtiyacı vardır. “Bizden geçti artık” değil, “bizim için her an önemli” demeye ihtiyacı vardır. Başkalarının bulduğu, daha önce söylenmiş, klişe “aşkım, canım, cicim, bitanem” lere değil, dilimizde olan binlerce kelimelerden seçilmiş orjinal hitaba, sevdiğimizi özel hissettirmeye ihtiyacı vardır.

Aşkın ve sevginin yaşı, zamanı, ömrü yoktur. Aşkın, sevdanın birbirini seven iki kişiye ihtiyacı vardır. Sıfır, bir değer değildir, bir sayı bile değildir. Anca başka bi sayının yanına gelince değer kazanır ve çoğalır. Sevgi de öyledir. “Seni seviyorum”u içinizde tutmayın, söyleyin, utanmayın. Ne kadar çok söylerseniz o kadar çok duyar, o kadar değer kazanır, o kadar çoğalır ve büyürsünüz.
“Sevgiden acılar tatlılaşır. Sevgi yüzünden bakırlar altın olur, tortular durulur, arınır, dertler şifa bulur. Sevgi yüzünden, padişah kul kesilir.”
Lev Tolstoy,

Anahtarınız, sevginiz olsun. Çünkü sevgi, her kapıyı açan yüce bir anahtardır!

Sevgililer Gününüz kutlu olsun.
Sevgiyle kalın.

Mücevver Ünüvar Konuksever,




One thought on “ANAHTARINIZ, SEVGİNİZ OLSUN!

  1. MEHMET ALTUNBAS

    Mutluluk yer değil yoldur derler. Sevgi mutluluğun kaynağıysa sığınacağımız liman mı yoksa açılacağımız derya mı düşünmemiz lazım. Bugünlerde herkeste güvenli bir liman arayışı ve bunun yarattığı statik beklentiler var. Hal böyle olunca tüm hayaller en ufak fırtınada limanında alabora oluveriyor. Keşke tüm sevgiler yol, sevenler yoldaş olsa. Kervanlar yolda düzülse. İnsanlar hana değil ana üzülse. Menzili başkalarının dilleriyle değil kenetlenmiş elleriyle belirlese. Ruhunda sonsuzluğu yaşayan iki insanın paylaşamadığı nedir ki sevgiden gayrı anahtarı olsun.

    Reply

Yorumunuz...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!
%d bloggers like this: