“Bir sürü işveren derneği var ama küçük esnafı gören yok”

Dinamik, renkli ve neşeli kişiliğiyle tanınan Göreme Ayran CEO’su Mehmet Demirel’le kendi ofisinde keyif alacağınız bir söyleşi gerçekleştirdik. Hollanda’daki işletme serüvenini ve topluma bakış açısını ele aldık. Keyifle okuyacağınızı düşünüyoruz…

Nevşehirlisiniz değil mi?
Evet övünmek gibi olmasın haha. Ben öksüz büyüdüm, 3 yaşımda babamı kaybettim, ve beni amcam yetiştirdi. Abdurrahman Demirel. Kendisine çok müteşekkirim. Kendisi fırıncıydı ve ticari hayatta esnaflık işini ondan öğrendik. Yeri geldi az oldu, yeri geldi sıkıntı çektik ama ticari hayatta her şeyin olabildiğini ve olduğunu da gördük. Bir iş yaparken ona inanıyorsan, ‘bu benim ekmeğim’ diyorsan başarısız olmanız imkansız. Zaten bir yerlere gelmek değil orada kalmak önemli olan. Biz bugün 23 senemizi devirdik. Biz yine aynı yerde aynı isimle müşteri potansiyelimizi koruyoruz çok şükür. Bu da tabi ticari bir hamurdan kaynaklanıyor. Müşterilerimizin derdini dinleyip acı ve tatlı gününde yanlarındayız, iç içeyiz. Ben mesela Dordrecht’te bir kahveye gireyim beni tanımayan yoktur. Bu da bizim geleneğimizden ve yetiştirenlerden kaynaklanıyor. Hiç bir zaman ben demem biz derim. Biz böyle daha mutluyuz.

Hollanda maceranız nasıl gelişti?
1993 yılında Hollanda’ya geldim. “Burada ne iş yapabiliriz?” diye düşünürken Almanya’dan akrabam ayrancılık işini tavsiye etti ve bu işe girmeye karar verdik. Hollanda’da ilk biziz ayran işini yapan. Küçük bir depo kiraladık, Türkiye’den cam şişe ve makine getirdik. Kapaklı şişe ayran ile başladık. Sadece Rotterdam’da dağıtıyorduk. Üretim tamamı bize aitti. O zamanlar şişeleri geri toplayıp yıkayıp tekrar kullanıma hazır hale getiriyorduk. Şişeleri toplamak ve yıkamak çok zamanımızı aldığı için tek kullanımlık bir ambalaj sistemine geçtik, işlerimiz geliştiğinde. Şimdi tüm Hollanda’da dağıtım yapıyoruz. 4 ülkede dağıtım yerlerimiz var. Hollanda, Belçika, Fransa ve Almanya’da.

1996 yılında Leerdam’a taşıdınız üretimi, nasıl oldu bu?
Biz önce kendimiz üretiyorduk. Üretim başlı başına bir iş, hem üretip hem de dağıtmak çok zor. Çok fazla ekipman lazım. Özellikle gıda işinde ya üretici ya da pazarlamacı olmak lazım, ikisi birden çok zor.
Bizim süt aldığımız bir çiftçi arkadaşımızın, kullanmadığı peynir üretim bölümü vardı. ‘Siz her gün süt alıyorsunuz gelin burada imalatı beraber yapalım’ diye teklif sundu. Anlaşıp boş olan fabrikasını beraber kullanma kararı aldık. 18 yıldır birlikte çalışıyoruz. O üretiyor, biz denetliyoruz. Ayran dolum makinesinden her gün ayran alınıyor ve götürüp analiz ediliyor ve günlük rapor geliyor. Her gün her imalatta bu yapılıyor, yoksa risklidir. O yüzden de şimdiye kadar hiç şikayet almadık. Mesela yasal olarak belirlenmiş tuz oranından fazla tuz atamazsınız. Binde 12’lik tuz oranı var. Kalite her gün o analizlerle teyit ediliyor.

Ürün yelpazesi olarak ayran, meyveli ayran, yoğurt, meyveli yoğurt ve kaşar peyniri üretiyoruz. Çok fazla geniş yelpaze yerine, kaliteli ürünü önemsiyoruz. Kendi ürünlerimizde hiç bir katkı maddesi yoktur; tamamen bitkisel ürünler. Gönül rahatlığıyla kendimiz de yiyoruz, satıyoruz da.

Pazar payınız nedir?
Hollanda’da pazarın yüzde 40’ı Belçika’da ise yüzde 50’si bizim. Burada marka çeşidi var, bu yüzden.
Ama ilk ve kaliteli olmamızdan dolayı iyi bir yerdeyiz. Fiyatta rekabet yapmayan tek firmayız. Kaliteden ve fiyattan da taviz vermiyoruz. Ürün kaliteli olduğu zaman her zaman satar. Ticari bazda bir sıkıntımız yok.

Toplam kaç noktaya ürün veriyorsunuz ?
Dört farklı ülkede dağıtım yapıyoruz ve bu ülkeler içerisinde binlerce dağıtım noktamız var. Bir şehirde Türk satış noktası varsa oraya gitmeye çalışıyoruz. Bizim iş servise de bağlı. İyi servis çok önemli. İyi marka olmak istiyorsan iyi ürün üretmek zorundasın.
Ürün yelpazesi olarak ayran, meyveli ayran, yoğurt, meyveli yoğurt ve kaşar peyniri üretiyoruz. Çok fazla geniş yelpaze yerine kaliteli ürünü önemsiyoruz. Kendi ürünlerimizde hiç bir katkı maddesi yoktur tamamen bitkisel ürünler. Gönül rahatlığıyla kendimiz de yiyoruz, satıyoruz da.

Üretim aşaması nasıl oluyor?
Kullandığımız sütler tanklarda yoğurt yapılıyor ve sonra belirli bir bekleme süresinden sonra su ve tuzu katılıp ayrana dönüştürülüyor. İddia ediyorum; gerçek yoğurttan yapılan ayran sadece bizde var.webmehemtdemirel_MG_8418

Sizi çok yollarda görüyoruz, müşterilerle iletişiminiz de gayet iyi gözüküyor?
Tabii götürmekten ziyade aynı zamanda ziyaret ediyoruz. Hollanda’da 1000 müşterimiz varsa çoğunu belirli sürelerle ziyaret ediyorum. Şahsen arkadaşlık dostluk kurduğumuz insanları ziyaret etmek bizi de mutlu ediyor. Bunlar olması gerekir bence, hoşuma da gidiyor. Tabii ki birbirimizden para kazanıyoruz ama bunun yanında dostluk da var bu da çok önemli. Türk toplumu muhabbeti sever. Gönüllerin soğumaması lazım.

Ayran milli içecek ilan edildi, siz de ayranla milletin karnını doyuruyorsunuz, bu nasıl bir duygu?
Bizim kültürümüz olduğu için daha bir mutlu oluyorum tabi. Bir anımı anlatayım. Leerdam’da bir yerde ayran bırakırken oradan geçen Hollandalı bir adam “Oo lekker melk” gibi bir muhabbete başladı. Ben de dedim ki ‘bu bir Türk içeceği, bu bir yoğurtlu içecek’ diye tarif ettim. Bedava alabilirsin dedim. Evde tadına bakarım dedi ve gitti. Adamın ayranı sevip tekrar dükkana gidip bana Türk içeceği ver demesi ne güzel bir şey.
Hollanda’da büyük bir sorun var. Almanların yüzde 70’i ayranı seviyor, ama burada Hollandalılara içiremiyoruz. Çünkü ‘karnemelk’ diyor ve içince beklediği tadı farklı geldiği için beğenmiyor. Halbuki bu ‘karnemelk’ değil farklı bir içecek, buna ‘yoghurtdrank’ deseler daha severler bence. Bunun bize çok zararı oluyor Hollanda’da. Almanya’da ve Fransa’da ‘karnemelk’ olmadığı için öyle bir sorun olmuyor.

Süpermarketlerde özel Türk ürünleri satan bölümler açıldı oraya girmeyi düşünüyor musunuz?
Ben zamanında C1000 ile anlaşacaktım, ama bana ‘fiyat rekabetini kendimiz belirleriz’ dediler. Mesela ‘ben 2,50 Euro’ya senden alıyorsam 2,51 Euro’ya satarım’ diyor. Bizim yıllarca beraber çalıştığımız insanımız var ben o insanları ezemem. Diğer Türk esnafına zararı dokunacaksa ben bu işe girmem. Sonuçta vefa borcumuz var. Uzun süre birlikte çalışmışız. Fiyatlarda zaten çok yüksek tutmamaya çalışıyoruz. Kalitemize güveniyoruz. Eğer müşteri bana daha ucuzu var derse o zaman onu al diyorum ve bir zaman sonra üründen şikayet geldiği için geri bana gelip benimle çalışıyor, bu da bizi mutlu ediyor tabi.

Şöyle bir algı var. Türk işadamlarını konuşurken peynirci, sucukçu gibi size de ayrancı diyorlar. Bu sizin hoşunuza gidiyor mu?
Yiğit namıyla anılır diye bir söz var. Benim hoşuma da gidiyor. Belki çok insan benim ismimi bilmez, ‘Ayrancı’ der.

webIMG_8455

Sizin başka bir özelliğiniz daha var kimse bilmez bunu; siz çok iyi bir ekmek ustasısınız değil mi?
Bazen servise çıkıyorum şoför arkadaşlarla, samimi olduğum fırıncı arkadaşsa, ve hamur varsa, hemen elimi yıkayıp hamura giriyorum. Çalışanlar ‘Abi sen ayrancı değil misin?’ diye şaşırıyorlar. Fırıncılık olmazsa olmazımız. Aynı zamanda fırıncı arkadaşlara farklı ekmekler yapmaları konusunda tavsiyeler de ediyoruz. Türk fırınları çok standart, farklı tat yok. Yıllardır Türk pidesinden başka bir şey yok. Hem kilo yapar, onun için değişmek de lazım. Bizim fırıncılar usta yetiştiremiyor ve profesyonel çalışmıyor. Başarı sadece ciro değildir.

Sizi hep yollarda görüyoruz. Kaç kilometre yapıyorsunuz yıllık?
100 bin km yapıyorumdur kesin. Bu sadece kendi arabamla, diğer araçlar hariç.

Arabanızla ayrı bir muhabbetiniz var, ikinci eviniz gibi değil mi?
Tabii ki canım en çok arabanın içini görüyoruz, hahaha. Bunlar olmadan olmaz. Biz müşteriye ürün götürüyoruz; bu da mecburen yollarda geçiyor. Her yere gitmek zorundasın, insanlar seni tanımalı. Ben yıllar önce Hamburg’a bir palet ayran gönderdim, düğüne lazımmış, alıp gittiler. Yıllar sonra bana ayranı hatırlatıp ‘çok güzel tadı vardı’ dedi oradaki arkadaş, bu çok güzel bir şey. Oturduğun yerde en iyi markayım demesi yeterli değil. Görünmek tanınmak zorundasın.

Uzun süre yollarda olduğunuzdan arabanıza da önem veriyorsunuz bildiğimiz kadarıyla. Arabada da Mercedes’i tercih ediyorsunuz…
Çocukluğumuzdan beri severim. Türkün arabası diye düşünüyorum. Çok sevmemin nedeni, bizim fırın Nevşehir Belediyesi’nin karşısındaydı. Belediyeye bakanlar gelirdi ve hep Mecedes’le gelirdi. Belediye başkanı da Mercedes’e binerdi. Benim de içimde vardı. Bende 1-0 öndedir. Büyük bir kaza geçirdim, bu arada test de ettim sağlamlığını. Rahatlık da var uzun yolda.

Sizin olayları algılayış biçiminiz, çevrene bakışınız, sosyal medyada bilgiyi alıp depolamanız ve onu tekrar sunmanız dikkat çekiyor. Genel kültür olarak da bu kadar zamanı nasıl buluyorsunuz?
İnsan olarak, ben bir şey düşünürken önce kendime bakıyorum. Eğer bir insan topluma faydalıysa ve zararı olmuyorsa ben o insanı desteklerim. Burada bilgileri de insanlarla görüşüyoruz. Dostlarımızla güzel bilgiler paylaşıyoruz. Kahvede boş oturan insanla ben bir olamam, bilgi bazında söylüyorum. Biz toplumun içindeyiz, çoğu insanın ne istediğini tahmin edebiliyorum. Kimseyi kırıcı bir pozisyona da girmek istemem. Ticaretin dışında korkmadan çizgimi belirtirim. Ben buyum yani.

50 yıldır Hollanda’dayız. Burası baba vatanımız oldu artık. 23 bine yakın girişimcimiz var. Siz kendi 23 yıllık esnaf geçmişiniz ile baktığında nasıl bir gelişim görüyorsunuz ticari hayatta?

Bizim Türkler profesyonel çalışmıyor, biz de bile yok. Bizim insanımızda olmadığı için birbirimizi desteklememiz lazım, sadece benim profesyonel olmamla olmuyor. Mesela ben dağıtımda ‘pin-apparaat’ yanımda taşıyorum. ‘Pin yapar mısın?’ diyorum istemiyor. Para vermek istiyor halbuki pin daha güvenli. Hollandalıya PIN yapıyor ama bana yapmıyor. O zaman ben nasıl profesyonel olayım? Hala yirmi sene önceki mentaliteyle çalışıyor, ticaretine yatırım yapmıyor, insana yatırım yapmıyor, ucuz düşünüyoruz. İnsanımız kendini geliştirmesi gerek.
Profesyonel olmamız lazım, bu bir öz eleştiri. Bir sürü işveren derneği kuruldu bir iş yaptığı yok. Küçük esnafa yardımcı olmuyor. Ben de geçmişte üye oldum, başkanı gelip benim kahvemi içmedi. Ben ayrıldıktan sonra benim yanıma geliyor. Hiç bir işadamı derneğinin arayıp da ‘Derdin var mı?’ dediğini görmedim. Yılın en iyilerini seçmek marifet değil. Esnaflara ne veriyorsun o önemli. Bilgilendirmesi lazım esnafları. Avrupa’da Türklerin bir lobi gücü yok, birleşemiyoruz. İnsanları toplayıp bilgilendirmek lazım.

Türklerin sırtından para kazanayım ve bir köşede yiyeyim diye düşünmem… 

Muhabbeti seven bir insansınız…
Yapımızda var ve çekirdekten beri esnafız, öyle gördük. Çoğu müşterim benim Göreme’nin sahibi olduğumu bilmez. Beni tanımıyorsa kesin ‘şofördür’ der. Bu mütevazilikten kaynaklanıyor herhalde, ben bu işin sahibiyim falan diye böbürlenmem. Bazı insanlar patronlardan hoşnut olmuyor mesela.

web12717469_764008203730794_328981678126804876_nDikkat çekiyor sosyal medyada gençlerle ilgilendiğiniz…
Olmamız gerekir zaten. “Türklerin sırtından para kazanayım ve bir köşede yiyeyim” diye düşünmem. Bu benim vicdanımı sızlatır. Ben insanımın parası bana nasip oluyorsa, o insanımın da zor anında ben yanında olmalıyım. Herkes işi paraya dökerse sıkıntılı.

Oğlunuz Oğuzhan futbolu çok seviyor…
Ben futbolu çok severim, Galatasaray’lıyım. Geçmişte de oynadım. Küçük oğlumda futbol hastalığı var, hem de yetenekli. Günün 24 saati yetmez ona futbol için. Benim de sevdiğim bir dal olduğu için üzerine duruyoruz ve ilgileniyoruz. Onun bir yerlere gelmesi için mücadele ediyoruz. Yeter ki içimizden başarılı bir çocuk yetişsin. Bu sadece maddi değil ilgilenmek de lazım. Ben şunu tavsiye ediyorum, çocuklarınızla ilgilenin ve spor yaptırın, fark etmez hangi spor olduğu. Çocuğumdaki disiplin ve karakterin spordan kaynaklandığını düşünüyorum. Gençlere yatırım yapalım istiyorum.

 




Yorumunuz...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!