Biz bu toplumun neresindeyiz?

Veyis-Gungor-web

 

UETD Hollanda’nın stratejik ortaklarından saygın bir Hollanda Sivil Toplum Kuruluşu’nun genel müdürünün görevden ayrılması sebebiyle verdiği bir resepsiyondayız. Salonda yaklaşık üçyüz elli kişi var.
Eski adalet bakanı Hirsch Ballin programın açılış konuşmasını yaptı. On yıl hizmet eden bir kişiye yakışır bir program hazırlamışlar. Eski çalışma arkadaşlarımdan, Dış Ticaret ve Kalkınma İşbirliği Bakanı Lilianne Ploumen, Başbakan Rutte ile Çin seyahatinde olduğu için toplantıya video konferansıyla katıldı. Utrecht Belediye Başkanı Aleid Wolfsen da programa katılarak bir konuşma yaptı. Konuşmalar ve hediyelerden sonra yemek bölümü başladı.

Genel bir cevap vermemiz gerekirse, şimdilik biz bu toplumun dışındayız. Bu, bir çoğumuzu rahatsız eden bir cevap olabilir ama, realite böyle. Önümüzdeki yıl, Türk göçünün 50’nci Yılı’nı kutlamaya hazırlık yapanlar, bu soruya on yıl, yirmi yıl sonra nasıl cevap vereceğimizi de düşünmeliler. Hollanda Türk toplumu bir çok alanda başarılara imza atmıştır. Atmaya da devam edecektir. Arzumuz bu başarıların genişleyerek devam etmesidir.


İlk göz göze gelip sohbet ettiğim kişi, Bakanlığı sırasında, düzenlediğimiz bir programda, Konya’dan hediye olarak gelen Mevlevi sikkesini kafasına tereddüt etmeden geçiren Hirsch Ballin oldu. Mesnevi’nin sadece birinci cildi varmış kendisinde. Bu hafta Mesnevi’nin altı cildini de kendisine göndereceğime söz verdim.
Daha sonra Haarlem papazı Jos Punt ile bir süre konuştuk. Bir ramazan iftar programında bize misafir olmuştu. Bir ara Türkiye ve Türkler üzerine Trouw ve NRC gazetelerinde yazılar yazan Froukje Santing’le göz göze geldik. Evet onlarca tanıdık isim. İsimleri burada sıralamaya gerek yok. Esas konumuza gelmek gerekirse…
Resepsiyonun ilerleyen dakikalarında, bir ara salonun balkonuna çıkıp, aşağıyı bir müddet seyre daldım. Arı gibi bir kalabalık vardı. Hollanda’nın karar vericileri, politikacıları, yazarları, sanatçıları, sivil toplum kuruluş temsilcileri bir vesileyle bir aradalardı. O kadar güzel ilişkiler, diyalog, fikir alışverişi yapıyorlardı ki anlatamam. Hayretle bir müddet seyrettim. Birbirleriyle kart değişiminden tutun da, iş bağlama, yeni randevular, yarım kalan işlerin ayak üstü konuşulmasına kadar, herşeyi konuşuyorlardı.
Kuşbakışı grubu seyrederken, bir kaç kişi hariç tüm grubun Hollandalılar’dan oluştuğunu gördüm. Birkaç  siyah saçlı vardı ki, sonradan bunları bulup tanıştım. Birisi Afganistan doğumlu, bir diğeri Surinamlı, bir başkası da Fransız çıktı…
Düşündüm. Tekrar düşündüm… Neler mi aklıma geldi? Kısaca anlatayım.
Bu resepsiyon gibi her hafta, her ay farklı bir biraraya geliş var Hollanda’da. Bu tip unsurlar, içinde yaşadığımız ülkenin karar vericileri, yöneticileri, yönlendiricileriyle tanışmanın önemli yolundan sadece biridir. Mensubu olduğumuz sosyal grubun sorunlarının anlatılması için de iyi bir fırsattır.
Düşünmeye devam ettim. Hollanda Türk toplumunu şöyle bir gözümün önüne getirdim. Bizim toplumumuzun konumunu ve topluma hizmet etmek konumunda olanları şöyle sırasıyla kafamda canlandırdım. Genel manada, bu tür yerlere gitmenin, katılmanın adeta zül olduğunu, zorlandığımızı, bu tür ortamların bir çoğumuz için sıkıcı olduğunu düşündüm.
Oysa içinde yaşadığımız ülkenin temel taşlarından, dinamiklerinden bir tanesi de, hiç şüphesiz her vesileyle verilen resepsiyonlar ve buralarda atılan köprülerle, kurulan yeni ilişkilerdir.
İlişkilerin kurulduğu unsurlar elbette sadece resepsiyonlardan ibaret edeğildir. Her an organize edilen sempozyumlar, kurslar, konserler, seminerler, çalıştaylar, velhasıl insanların bir araya gelmesi için oluşturulan her unsur, hem kişinin kendini geliştirmesi hem sorumluluk duyduğu kitlenin bir takım sorunlarına çözüm aranması için en güzel fırsattır.
Peki biz, genel anlamda ne yapıyoruz?
Burada ‘biz’ derken, toplum için sorumluluk alanları kasdediyorum. Bunlar örneğin STK yöneticileri, siyasetçilerimiz, medya mensuplarımızdır.
İstisnaları bir tarafa bırakırsak, biz genel anlamda, kendi organize ettiğimiz faaliyetlerimize katılarak yetinmeyi tercih ediyoruz. Sadece katılmakla kalmıyoruz, kendimiz ortaya bir iş çıkarmadığımız halde, toplumda etkin olan üç beş kişi varsa, onları da zaman zaman tenkit ederek, topluma hizmet ettiğimize inanmaktayız.
Kimse kusura bakmasın. Çok önemli oranda medya mensuplarımız, STK temsilcilerimiz, girişimcilerimiz, sanatçılarımız ve imamlarımızın hali böyle. Bu tablo aşağı yukarı her alanda ne yazık ki aynı. Daha çok içine kapalı bir yaşam tarzını tercih ediyoruz Hollanda’da.
Bu hal, herhalde bize kolay geliyor. Diğer hal, yani içinde yaşadığımız toplumun farklı ve bir çok kesimiyle ilişki halinde olmak enerji ister. Bu hal belirli bir stratejiyi gerektirir. İlişkilerin kurulması, yönetilmesi ve tabii ki sürdürülebilir bir hal alması elzemdir. Herhalde bütün bunlar insanın gözünü korkutuyor.
İşte, yazının başlığında kullanılan; “Biz bu toplumun neresindeyiz?” sorusuna verilecek cevap da tam burada karşımıza çıkıyor. Genel bir cevap vermemiz gerekirse, şimdilik biz bu toplumun dışındayız. Bu, bir çoğumuzu rahatsız eden bir cevap olabilir ama, realite böyle.
Önümüzdeki yıl, Türk göçünün 50’nci Yılı’nı kutlamaya hazırlık yapanlar, bu soruya on yıl, yirmi yıl sonra nasıl cevap vereceğimizi de düşünmeliler. Hollanda Türk toplumu bir çok alanda başarılara imza atmıştır. Atmaya da devam edecektir. Arzumuz bu başarıların genişleyerek devam etmesidir. Bu başarının, içinde yaşanılan toplumun dinamikleriyle de sürdürülmesidir.
Aksi takdirde bir yönümüz hep eksik kalacaktır.