“Duvarları yıkacağız, hertarafta olacağız”

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

İsmim Murat Gedik, 1973 Nijmegen doğumluyum. Evliyim, dört çocuğum var. Tahsil hayatıma Hollanda’da, ilk önce MAVO’dan başladım, sonra HAVO yaptım, daha sonra Arnhem Yüksel Okulu’nda Ekonomi bölümünü bitirdim. Şu an özel bir şirketin mali işletmesini yürütüyorum. Bu arada çeşitli kurslar yaptım ve en son kendi bölümümde mastır da yaptım. Tabi bu eğitimleri alınca işyerinde yükselme şansın yüksek ama sırf federasyondan dolayı işleri askıya aldım. Yine de hem Federasyon işlerini hem de kendi profesyonel işimi bir arada yürütebiliyorum.

Gençliğinize bakacak olursak, bu işler sizde nasıl gelişti?

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, benim eğitimimde buraya kadar gelmemin en büyük sebebi teşkilattır. Ben 17 yaşlarında rahmetli Türkeş’in fikriyatıyla tanıştım ve onun yolundan gittim. Anne ve babam, ‘oğlum oku adam ol’ diye teşvik ediyordu okumaya, ama önümüzde kimse yoktu. Bu teşkilat beni okumaya yöneltti. Hem mastır yapmama vesile oldu, hem de ben 23 yaşında teşkilat başkanı oldum.

17 yaşlarımda Türkçe okumaya da başladım. Türk tarihini özellikle manevi değerleri fikir adamlarının kitaplarını okumaya başladım. Necip Fazıl ve Atsız Bey gibi kitapları romanları okudum. Beni en çok etkileyen kitaplardan biri Rahmetli Türkeş’in ‘1944 Milliyetçilik Olayı’ diye bir kitabı vardı. İlk ciddi Türk kitabıdır elime aldığım. Okurken ürperdim. İnsanların inanmış olduğu uğurda neler çektiğini ve pes etmediğini gördüm. Demek ki böyle adamlar da varmış dedim. Okuduğum kitaplarda bir yere takılıp kalmadım, bir görüş veya diğer dünya anlayışı olan kitaplara da göz attım. Örneğin Stalin’in hayatını okudum, nefret ettiğim bir insan, milyonlarca insanı katletmiş, ama o tip insanların hayatını okumak bilmek te lazım.

_MG_7501

Genelde teşkilat daha yaşlı insanların elindeydi değil mi?

Nijmegen Teşkilatında öyle değildi. Biz teşkilâtlanmayı önümüzdeki yaşlılardan değil okuyarak öğrendik. Bu bizim artı yönümüz. Anadolu çocuğuyuz, ülkücülere ayrı bir sevdamız var. Okumayı bilinçli bir şekilde seçtim, bunun da çok faydasını gördüm ve görüyorum. Ben şekilciliğe çok karşıyım. İnsanların kafa yapısının daha önemli olduğu düşüncesindeyim. O dönemlerde yaklaşık 20 yaşında federasyonlarda belirli görevlerde bulundum.  Özel projelerde katkımız oldu. Bundan yaklaşık 10 sene önce aktif olarak federasyon yönetimine girdim.  9 yıl genel sekreterlik yaptım. Güven Başkanla beraber yaptık. 19 Mayıs 2012 tarihinden itibaren ise Türk Federasyon Genel Başkanlığı yapıyorum. Bunun yanında hem öğrencilik dönemimde hem de bu teşkilatta başkanlığımın yanında Hollanda’nın muhtelif yerlerinde de  teşkilat kurulmalarında altyapı çalışmalarında bulundum. Teşkilat sorunlarını iyi tanıyorum, çünkü en alttan başladım.

Nasıl bir fark var sekreterlik ve başkanlık arasında son üç senedir?

Elbette sorumluluk daha fazla. Biz genel sekreterlik dönemimizde bu kadar olmasa da federasyonun dışarıya yüzü olmuştuk. Onun tabi ki faydasını gördüm genel sekreterlikten başkanlığa giderken. Federasyon dışı veya bizim camianın dışındaki kurum ve kuruluşlarla irtibatların çoğunda ben olduğum için onun kolaylığını da yaşadım ve halen yaşıyorum. Sorumluluk konusunda çok fark var, o dönem genel sekreterlik daha çok yaptığımız çalışmaların dışarıya yansımasaydı. Şimdi her iş size bakıyor. Federasyonumuzun iyi bir ekibi var çoğu ya burada doğmuş veya küçük yaşta Hollanda’ya gelmiş. Bu ekibin içerisinde yüksek lisanslı üç tane arkadaş var mastır yapmış. Yani bu arkadaşlarımızda vizyon konusunda iyi. İçinde bulundukları ortamı_MG_7444 tanıyan insanlar. Bizim federasyonumuzda hiç kimse yoktur ki dışarıdan gelmiş olsun. Bir bakıma kendi adamımızı kendimiz yetiştirdik.

Biz dedik ki, “Bu federasyon dört duvar arasında kaldığı müddetçe millete hizmeti götüremeyiz, bu dört duvarı kırmamız lazım” hatta ben şu cümleyi kullandım “Şu oturduğumuz oda ‘Ergenekon’dur” dedim. Buradaki duvarları yıkacağız, demirden dağı eritip çıkacağız dedik. Her yerde olacağız, yüzümüz her yerde görülecek, fakat bir şartımız var bizim milli manevi değerlerimize ters düşen ortamlarda olamayız. Onun dışında bütün Türk kuruluşlarının hepsiyle oturup çay kahve içeriz.

Diğer kuruluşlarla olan ilişkileriniz nasıl hangi seviyede. Bu ilişkilerde siz davet eden taraf mı yoksa edilen taraf mısınız?

Bütün kuruluşlarla ilişkimiz iyi, biz hiçbirini dışlamıyoruz ve dışlanmak ta istemiyoruz. Yılda ortalama dört tane faaliyetimiz var Hollanda çapında. Bunun dışında daha küçük çaplı onlarca faaliyetimiz var. Bunların hepsine insanları davet etmiyoruz ama bütün faaliyetlerimiz herkese açıktır. Başka kurumların bizimle davet konusunda yarışacak gücü yok, aktiflik açısından diyorum. Fert bazında ve kurum bazında hepsiyle de görüşüyoruz. Çoğu konuda bir araya gelebiliyoruz, ama zaman zaman gelemediğimiz de oluyor. Bizde karar almak mekanizması çok hızlıdır.  Ben hiç bir şeyi kafama göre karar almam ama 1 saat içinde dönüş yapabilirim. Arkadaşlarla WhatsApp aracılığıyla görüşüp etkin karar alabiliyoruz.

Peki hangi alanlarda birlikte hareket edebileceğinizi düşünüyorsunuz?

Her konuda olabilir. Milli manevi bayramlarda, bu ülkenin başta Türkler olmak üzere yabancılara uygulamış olduğu politikalara karşı ve Türkiye gündemini ilgilendiren konularda olabilir. Ama siyasi yaklaşımların bunu engellediği düşüncesindeyim. Kutlu Doğum proğramlarını  teşkilatlarımız mevcut bulunduğu şehirlerde diğer Türk kuruluşlarıyla birlikte yaptı beraberlik yürüsün diye, fakat maalesef fazla yürümedi. Bunun bitmesi bizden kaynaklanmadı. Birileri ya egosunu yenemedi ya da bu çok yorucu dendi veya kendini istediği tarzda ön cephede görmek istedi. Hatta müşterek konularda, kendi teşkilatlarımızın ismi geçmeden sadece Türk Platformu adına yapabilirsiniz dedik. Bunları biz teşvik ettik; ama bir yere kadar gidiyor ve maalesef siyasallaşmaması gereken kurumlardaki siyasallaşma bizi çok üzdü.

_MG_7480

Siz camilerin seçim ortamı olarak kullanılmasını eleştirmiştiniz.

Ona zaten baştan beri ben karşıyım. Zaman zaman siyasi partilerin vekilleri geliyor, MHP’nin de vekilleri de geliyor. MHP’li vekiller tabii ki bana gelecek çünkü aynı fikri paylaşıyoruz. Ben burada genel başkan olduğum müddetçe hiçbir milletvekili gelip de bir camide program yapamaz, çok açık söylüyorum. Bu konuda çok eleştiri de aldım. Biz oyunbozan olmayacağız. Allah’ın buyurduğu gibi saflarımızı sık tutacağız, aramıza şeytan girmeyecek. Kendi derneğimizde yapıyoruz ama bizim dışımızdaki kurumlara camilere götürmüyoruz.

Yarım milyonluk nüfusumuz var. Geçmiş 50 seneyi değerlendirirsek istenilen seviyede miyiz?

Hayır kesinlikle değil, ne kurum ne de fert bazında.  50 seneye rağmen, açık ve net bir şekilde söylüyorum; Türk milleti hala bu ülkeye uyum sağlayamamıştır. Uyum ve asimilasyonun arasını çizmek lazım. Bizim federasyonumuzun çıkış noktası gelecek nesiller için, milli manevi değerlerini hâlâ ayakta tutan, fakat yaşamış olduğu toplum ile barışık ve iç içe. Olaylara beraber bir çözüm arama konusunda geride kalıyoruz. Elbette ki 50 sene öncesine bakarak iyiyiz. Hatta kitabımda da yazdım, bizim anne babalarımız 60’ların sonunda geldi ve uyum sağlayamadılar. Çoğumuzun anne babası kırsal kesimden çıkıp gelmiş. Köyü dışında bir yere gitmemiş. Buraya geldiler dili, dini başka. Onlara bakarak elbette ki daha iyiyiz, ama hala bizim gençliğimiz yeterince Hollandacayı da tam kavrayamamış, üst seviyede Hollandaca konuşamıyor.  Üniversite okuyan öğrencilerimiz 100’de üç seviyelerinde, ki bu çok az.

Bu neden kaynaklanıyor acaba

Bu biraz şuur meselesi gibi geliyor bana. Okusam ne olacak düşüncesi var maalesef. Ben her zaman diyorum oku diploman olsun, değerlendir veya değerlendirme. Bir de ortam önemli. Okula gittiğinde Türkler birbirini bulur hep bir arada olur. Çoğunluk okumadığı zaman bu azınlık yeterince örnek olmuyor.

Eğitime bakışınız nasıl?

Eğitim konusunda biz çok olumlu tepkiler alıyoruz herkesten bu başarı ise yaptığımız çalışmalar konusunda. Bu yedi kişinin işi değil bizim arka planda görünmeyen burada doğup yetişen üniversite okul okumuş veya okumakta olan arkadaşlarımız var.  Ben bazen proje sunuyorum bana çok hoş geliyor ama başkanım bu pek iyi değil diyorlar tamam diyoruz. Kurum ve kuruluşlarda biraz daha Hollandaya yönelmesi lazım.

Yazılarınızda sert bir dil kullanıyorsunuz…

Düşmanlık yoktur yazılarımda. Bir de, ben bir şeye dikkat ediyorum, Allah korusun iftiradan korkarım. Benim temsil etmiş olduğum bir fikir var, bu fikrin yeşermesinde şehitlerin kanları ve gözyaşları var. Birileri bunu siyasi rant için kullanmaya kalkarsa kusura bakmasın.

Ben de maalesef son zamanlarda zaman zaman kendimi Türkiye’nin siyasetine kaptırmış olarak buluyorum. Seçim arefesi olduğu için. Bunlar ters şeyler. Dikkat ettiyseniz, buradaki seçim olayı milleti kutuplaştırmaya götürüyor. Buna çok dikkat etmemiz lazım, ben yanlış yapıyorsam Murat Bey burada yanlış yapıyorsun çok ileri gidiyorsun diyebilmesi lazım iyi niyet sahibi arkadaşlarımızın.

Öte yandan bu eski ülkücü olayına muazzam karşıyım. Benim teorik yapım sağlam, özellikle Hollanda’da kimin ne yaptığı geçmişinde nerede bulunduğu konusunda istihbaratımız ve bilgimiz var. Birileri kalkıpta, Murat Gedik yeni yetme bir toydur bunun geçmişi yoktur, 40 yaşında Federasyon Başkanı demesin.

Son dönemde yurtdışındaki Türklerin de oy verme imkanına kavuşmasıyla, yurtdışında 3 milyona yakın oy kullanma potansiyeli var. Türkler geleneksel olarak son 50 seneye baktığımızda çok fazla ciddiye alınmamış, kendi kaderleriyle baş başa bırakılmışlar. Neden böyle oldu?

Şimdi şunun altını bir kere çizelim. Yine benim durumuma geliyorum 70’li yılların sonu 80’li yılların başı devlet buraya imam göndermemiş, öğretmen göndermemiş. Kim ilgilenmiş burdaki vatandaşlarla hatırlıyor musunuz? Yurtdışındaki Türkler ile ilgilenen ilk kişi Alparslan Türkeş’tir. Onun için diyanet camilerinin yüzde 90’ını, abartmıyorum, ülkücüler yapmıştır. Yani sadece ülkücü hareket tarafından ciddiye alındık, ama bu vatandaşa malolmadı. Başbuğ Türkeş’in bir felsefesi var. Nerede Türk varsa orasi bizim ilgi alanımıza girer. Genel Başkan da bu konuyla çok ilgileniyor ve seçim beyannamelerine bakın şu geçer ‘iktidar olduğumuzda Türk Dünyası Bakanlığı’nı kuracağız’ diye.

Öbür taraftan baktığımızda maalesef diğer siyasi partiler bu konuya oy avcılığı ile bakıyorlar. Askerlik konusu da böyle önce 11 bine çıkarıldı. Tepki geldi diye 6100’e indirildi iyilik yapmış gibi. Sonuçta sen çıkarttın sonrada buna göre indireceğiz diyorsun. Zaten büyüklerimiz yeterince sömürüldü. Bizler de halen sömürüluyoruz. Türkiye’de gayrimenkul olanlar sıkıntı yaşıyorlar. Türkiyeye giderken yollarda çile çekiliyor. Türk Havayolları şirketi belki de dünyanın en pahalı havayolu şirketi. yani hala bizler burada ezilirken devlet sahip çıkmıyor. Güçlü bir Türkiye olsaydı Hollanda Türkçe derslerine ilkokuldan kaldıramazdı. Güçlü bir iktidar olsa Ankara Antlaşması’na aykırı durumlara tavır konurdu. Keşke önce bunları halletseler de ondan sonra seçme, seçilme hakkına el atsalar.

Hollanda medyasının buradaki Türk toplumuna sistematik bir aşağılayıcı bir tutumu var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizim Türk toplumunun bir zafiyeti var. Bu topluluk ciddi bir manada Hollandaca gazete çıkaramaz mıydı bu zamana kadar? İşte buralarda uyumda hala gerilerdeyiz.

Kapalı bir toplum muyuz?

Kapalı bir toplumuz. Açılmak için bir kere toplumu iyi bilmek lazım. gündemi takip etmek gerekiyor. Nerede gerekiyorsa orada temsil etmek lazım. Bizim gençliğe baktığımızda ne oluyor? Okuyanlar genelde ya hukukçu oluyor ya tıp okuyor. Siyasal Bilgiler’de kaç Türk var mesela. Siyasal bilgilerde genelde maneviyat kültürümüze ters düşen Türk kökenli gençler var. Çünkü milletvekillerimize baktığımızda bir iki istisna hariç oy verip de keşke vermeseydin dediğim oldu. Adam çıktı millet vekili oldu, Ermeni sorununu soykırıma çevirdi.  Adamın adı Türk diye oy verilmez, bu çağrımı her zaman yineliyorum.

 Yeni vekillerimizi başarılı buluyor musunuz Tunahan ve Selçuk arkadaşları?

Başarılı bulup bulmamak için henuz erken diyorum. Fakat girişimlerini cesaret dolu buluyorum. Kendilerini daha da geliştirmeleri lazım. Sadece Türklere hitap etmediklerini göstermeleri gerekiyor. Popülizmden uzak kalmaları da lazım. Sadece Türk insanlarına yönelirse ki; öyle olduklarını düşünmüyorum sadece Türk toplumuna yönelerek vekil çıkaramazlar.

Türk sosyal demokratlar Tunahan Kuzu için PvdA’da iken ‘aslında PvdA  gibi sol bir partide ama gelenek olarak sağ zihniyete sahip’ diyerek eleştirmişlerdi…

Türkiye’de sağ görüşlü olup burda sol görüşlü olmak diye bir şey yok zaten. Türkiye’deki ile buradaki sağ görüşlü partiler birbiriyle kıyaslayamazsınız. Siyaset öyle bir şey ki yaşamış olduğu toplumda milletin toplumun menfaati neredeyse orada olursun. Ben Türkiye’de Türk milliyetçisiyim burada ben Türk milliyetçisiyim diyemiyorum henüz yavaş yavaş ısındırarak söylüyorum. Çünkü benim milliyetçilik anlayışımla, buradaki milliyetçilik anlayışının arasında daglar kadar fark var. Burada milliyetçilik dediğiniz zaman Nasyonel sosyalizme giriyor hemen ırkçılık ve faşizme gidiyor. Halbuki Türk milliyetçiliği başka bir şey. Biz tamamen kültürel bakıyoruz Allah’ın kabul etmediği hiçbir görüşü kabul etmiyoruz. Türkiye’deki sol ve buradaki solu birbiriyle kıyaslamazsın.

Toplum olarak siyasete daha mı yakınız ama.

Evet bir toplum olarak siyasete yakınız, futbola yakınız, hepimiz teknik direktörüz, MHP ve CHP’nin başına ben geçeyim; Türkiye güllük gülistanlık. Siyasete yakınız, ama altyapıda maalesef henüz zayıf.

Gençliğe nasıl bir vizyon çiziyorsunuz federasyon açısından?

Benim kitaba yazdığım bir konu ve her zaman tekrarlıyorum. Avrupa Türkleri tek başına bir Türk değildir. Büyük bir coğrafyanın bir parçasıdır Türk gençliği. Tarihi tek elden almak lazım. Adam çıkıyor ‘Ben Osmanlı torunuyum diyor’. Ben de Osmanlı torunuyum ama Osmanlı kimin torunuydu ona kafa yormuyor. Bunu güven açısından söylüyorum. Kendisinin tarihten alacağı güvene ben inanıyorum. Bugün öyle bir hale geldik ki belirli kesim Osmanlı’ya düşman olmaya başladı. Sanki Osmanlı ‘dan itibaren bu millet var veya birilerine göre Atatürk’ten itibaren bu millet var. O da onun askeriydi. Bu bir silsiledir. Bütün bir tarihi ele almak lazım güven açısından.

Buradaki Türk gençliğine özellikle İmam-ı Azam gibi, İmam-ı Maturidi gibi değerleri tekrar bilinçaltına sokmamız lazım. Çünkü biz aklı bir kenara atmaya başladık en büyük sıkıntımız. Orada öyle bir gençlik yetiştirmemiz lazım ki akıl ile duygusallığı ölçüp dengeleyebilmeliler.

Federasyon olarak önümüzdeki 5 yıl için yazmış olduğunuz bir plan var mı?

Ben üç sene oldu geleli, ne kadar kalırım Allah kerim, ama hayalimde şöyle bir federasyon var. Vizyon sahibi kişilerin bizlerden sonra görev almaları. Burayla uyum içerisinde çalışmaları fakat Türk dünyasından kopmamak şartıyla, böyle şahısların gelmesini istiyoruz. Mevcut yapılanmalar ve  projelerimizde halen kiralık yerlerimiz var. Hepsi mallık olması lazım.

Federasyonda her teşkilat artık uzmanlık dalına yönelmesi gerekiyor, birinci önceliğimiz bu. Çünkü federasyon olarak 40 dalda koşturuyoruz dikkat ederseniz faaliyetlerimize bakın bin bir çeşit faaliyet var.  Bu hem yıpratıyor, hem yoruyor, hem de başarıyı elde etmenin önüne geçiyor.

Allah nasip ederse buradaki yetişen neslin kitap nesli olması lazım. Makaleler yazabilmesi, kitap üretmesi lazım. Türkçe veya Hollandaca fark etmez. Ufak basit bir kitapçık çıkarttım. Dördüncü baskı yaptı,  tüm gelirleri teşkilata ait. Bunu yapabilecek arkadaşlar da yapsın. Biz teşvik ediyoruz, tabii ki uzmanlık alanında yapılması lazım.

_MG_7454

KISA KISA…

Neler okursunuz, son okuduğunuz 3 kitap hangileri?

Son okuduğum kitap Enver Paşa ile ilgili. Bu konuda o kadar çok şey söylediler ki kitabını okumaya karar verdim. Bu adam bu kadar kötü geliyorsa bunda bir Türklük şuuru vardır dedim, araştırdım ve dediğim çıktı. Özellikle Enver Paşa ve Gazi Mustafa Kemal ile ilgili kitaplar okudum. Bunun dışında İmam’ı Azam İmam’ı Maturidi ile ilgili kitaplar okudum. Cengiz Aytmatov, ben onu okurken hiç yabancı görmüyorum ruhumu okşuyor bu tarz kitapları seviyorum .

Hayatta neye önem verirsiniz?

Dik duruş. Gelişmek de önemli. Her kişinin gelişime açık olması lazım.

İinsanda ne ararsınız?

İnsanın maneviyatı önemli fakat şuurlu bir biçimde maneviyat. Yani maneviyatında bazen cılkı çıkıyor. Bunlara çok dikkat etmeye çalışıyorum. Fakat özellikle iftira konusunda nasıl olursa olsun bize göre değil. Yazılarımda hiç bir tane kulaktan duyma olay yok. Belirli bir dünya görüşümüz var bunun teorik altyapımız hamdolsun güzel görüyorum.

Nelerden mutlu olursunuz?

Mutluluk, toplummuuzda bu da iyi oldu güzel bir şey yaptık dersek mutlu oluruz. Genel manada toplumumuzu bağladığı zaman mutlu oluruz.

Sizi neler üzer?

Başka toplumlara baktığımız zaman, onların ilerleyişi beni üzer. Mesela diğer toplumlarda adamlar gitmişler Mars’ta su bulmuşlar çıkıyor bizim önde gelenler bu araştırma için o kadar para harcanır mı diyor.

Hayatımızın merkezine neler koydunuz?

Hayatımın merkezinde her şeyden evvel Cenab-ı Allah var ve bütün insanları kul olarak görmek, ilahlaştırmamak.

Rol modeliniz var mı?

Bütün Türk büyükleri. Ben o konuda ayrım yapmıyorum.

 Özellikle çok merak ettiğiniz biri yok mu?

Bizim hayatımızda yön veren, her yönüyle yön veren rahmetli Türkeş. Ben rahmetli Türkeş’in hiç elini öpmedim şahsen hiç tanışmadım. Bir kere önde gelen bir ağabeyimizle yanına gittik. Ben galiba 27 yaşlarındaydım, elini öpeceğim oradan birisi bir göz kırptı ki, bir adım geri attık. Öyle bir disiplin var. Ama Türkeş’i kitaplardan yazılardan tanıdım. Birebir duyduklarımla ben de onun yeri çok başka. Alparslan Türkeş’de bütün Türk büyüklerini görüyorum. Yani Türk tarihini görüyorum. Zaman zaman okuyorum ve yazıyorum bir şeyler sonra diyorum ki bunu Türkeş de söylemişti.

Bir de Atatürk’ün yeri vardır. Atatürk’ü bize din düşmanı olarak öğrettiler ama onun öyle olmadığını geç de olsa öğrendim.

Çocuklarınızla ilişkileriniz nasıl zaman ayırıyor musunuz?

İhmal etmeyecek kadar zaman ayırmaya çalışıyorum. Belki görüşmekte zorlanıyoruz fakat birebir takip ederim. Maalesef yeterince görüşemiyoruz. Ama teşkilat-iş-aile dengesini iyi kurmaya çalışıyorum. Bizim yönetim kurulu toplantılarımız 50 dakikayı geçmez. O zaman üzerinde başkalarında hakkı var.

Yolculuk yapmayı seviyor musunuz?

Severim, ama gideceğim yerlere trenle giderim. Tren bağlantısı iyiyse trende giderim çünkü trende yolculuk yaparken kitap okuyabiliyorum.

 




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *