Futbolun güzelliği…

Gazetecilik yaşamımda 6 Dünya ve 7 Avrupa Şampiyonası izlemiş olan ve geçtiğimiz mayıs ayında Uluslararası Futboltenisi Federasyonu tarafından, Türk sporuna yaptığım hizmetlerden ötürü ödüllendirilen bir Gazeteci ve Yazar olarak sizlere futbolun güzelliklerini anlatmaya çalışacağım.
2014 Dünya Futbol Şampiyonası Brezilya’da yapılıyor. İlk kez bir futbol şampiyonasına gidemediğim için çok üzgünüm. Eeee, yaş kemale erince şampiyona takip edememe gibi bir durum hasıl oluyor demekkki..
Bu yazıya başladığım zaman, Mersin’den Hollanda’ya dönüş için Avrupa yollarına düşmüştüm. 12 Haziran Perşembe akşamı oynanan Brezilya-Sırbistan açılış maçını, Yunanistan’da bir otelde seyrettim. Cuma akşamı oynanan Hollanda-İspanya maçını, Avusturya’daki otelimizde izleyemedim ama, gece saat 11.30’da gittiğimiz restaurantta 5-1’lik sonucu öğrenince eşim Jeanne ‘Hup Holland hup’ diye bağırınca diğer mişteriler de buna katıldı.
Hollanda’nın ikinci maçını Hollanda’daki evimde izledim. Tabii ki hayal kırıklığı yaratan bir oyun ile…
Hoş, zaten bu şampiyona sönük geçiyor. Eskisi gibi yıldız futbolcu yok. Flaş takım yok. Hakem hataları, maçın sonucunu değiştirecek kadar çok fazla. Dilerim, bundan sonraki maçlar daha güzel ve çekici olur.

 

Futbol konusundaki anılarım büyük bir kitaba ancak sığar. Türk medya dostlarım ile anılarım çoktur. Halit Kıvanç ve Okay Karacan kendi anılarından şahsımdan da söz etmişlerdir. Bu ilginç anıları inşallah bir gün bir kitapta toplarım. Bu anıları HABER’de dizi şeklinde yayınlama planımız da var.
Neçizane şahsım 1978’de Arjantin’de yapılan Dünya Futbol Şampiyonasını, iki yıl sonra 1980 yılında Uruguay’da yapılam Mini Dünya Futbol Şampiyonası’nı Hürriyet gazetesi için izlemiştim.
1978’de, başta rahmetli Necmi Tanyolaç olmak üzere, ünlü gazeteciler Halit Kıvanç,Togay Bayatlı, Ertuğrul Akbay, Güven Taner, Hüseyin Kırcalı, Kemal Belgin, Erol Aydın, Hasan Sarıçiçek ve teknik direktör Metin Türel ile birlikteydik.

Maradona’nın yıldızlaştığı Uruguay’da ise tek Türk gazeteci olarak ben vardım. Maradona ile konuşan ilk Türk gazetecisi de ben olmuştum.

Arjantin’deki şampiyonada, Hollanda takımının şampiyon olması için yanıp tutuşuyordum. Hollanda’yı  ne de olsa ‘Babavatan’ olarak seçmiştik bir kere…
Finale kadar yükselen Arjantin Milli takımının, Peru’ya karşı elde ettiği bol gollü galibiyet maçının, tamamen binbir tekdit sonucunda kazanıldığını en iyi bilenlerden biriydim. Zira, konaklamakta olduğum Liberty (Hürriyet) Oteli’nde Peru takımı da konaklıyordu. Arjantin turuvaya iyi başlamamıştı. Gruptan çıkması için Peru’yu en az 4-0 yenmesi gerekiyordu.

General Vidella başkanlığındaki ihtilal hükümeti, Peru’ya silah ve gıda yardımı teklif ederek maçın en az 4-0 galibiyetle bitmesini istedi. Bu da yetmedi, konakladığımız Liberty Oteli askerler tarafından abluka altına alındı ve futbolculara korku salındı. Sonunda Arjantin Peru’yu 6-0 yendi ve gruptan çıktı.

Arjantin, Hollanda ile birlikte finale kadar yükselmişti. Hiç unutamadığım o final maçını Hollanda kaybetmişti. Hollanda’nın o zamanki yıldızı Rensenbrink, son dakikadaki fırsatı gole çeviremedi. Top direğe çarparak geri döndü. Uzatmada Arjantin maçı 3-1 kazandı.

 

Titreyerek seyrettiğim maç sonunda resmen ağlamıştım.
Ama daha sonra ırkçılığın uyandığı Hollanda’da duygularım değişti. Ne Ajax ve ne de Oranje artık umurumda olmuyordu. Taaa geçen yıla kadar. Geçen yıldan bu yana hem Ajax’a ve hem de Oranje’ye karşı eski duygularım uyandı. Kim bilir, belki de Sneıjder ve Kuyt içindir bu duygu.

Her ne olursa olsun, şimdi Brezilya’da yapılmakta olan Dünya Futbol Şampiyonası’nda önce portakalların şampiyon olmasını istiyorum. Olmazsa ebedi aşkım Brezilya’nın şampiyorluğu beni mutlu eder.

 

Her zaman yazmışımdır. Avrupa Futbol Şampiyonaları, Dünya Futbol Şampiyonaları gibi renkli olmuyor. Güney Amerikalılar ve Afrikalılar turnuvalara renk katıyor. Özellikle Brezilyalılar şampiyonaların en renkli görüntülerini yaratıyorlar. Bakar mısınız, en ilgi duymayacak ülkelerin maçları bile seyirci rekoru kırıyor. Brezilyalılar’ın futbola ne kadar düşkün oldukları bu şampiyonada da belli oldu.

Biz Türkler de bu konuda az değiliz ha!
Hiç unutamayacağım bir anı da, 1982’de İspanya’da yapılan Dünya Futbol Şampiyonası sırasında yaşandı. Bu şampiyonaya Türkiye katılmamıştı. Ama Barcelona’nın Ramblas meydanında gece yarısı şenliklerinde bir grup Beşiktaşlı taraftarın açtıkları Türk ve BJK bayrakları etrafında yapılan danslar beni çok duygulandırmıştı. O fotoğrafı çekme ve Hürriyet’te yayınlama şansı da bana nasip olmuştu.
Spor gazeteciliği kariyerimde, Real Madrid’in efsane Başkanı Santiago Bernabeu ile 1972’de görüşmem, Hollanda’nın efsane futbolcusu Johan Cruyff’a  1969’da ‘Sarı fare’ (rakiplerini fındık faresi gibi yediği için) lakabını takmam ve Maradona ile 1980’de ilk röportajı yapmış olmam, anılarımın en güzellerindendir.
Şimdi her şey Oranje için. Portakalları desteklemek bize yakışan bir hareket olacaktır.
Portakalların her galibiyetinden sonra yapılacak olan şenliklere biz de Türk bayrakları ile katılmalıyız ve Hollandalılar ile dayanışma içinde olduğumuzu göstermeliyiz.

Hup Holland hup !!!




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *