Gözlerimden gözlerine yol va(e)r

Gözlerimi kapattığımda yeşilin tüm kokularını hissedebiliyorum burada. -Evet yeşilin kokusu vardır 6 yaşında. Sevgili dedemin köyümüzdeki evi, yeşilin her tonunun olduğu bahçenin içinde. Kurban bayramı öncesi bir kaç gün köye getirdi babam beni. Yaz demek ki, çünkü babamı sadece yazları görmeme müsade ediyor O. Arefe günü ve artık şehre dönüş zamanı gelmiş. Sabah erkenden bir vasıta beklemeye başladık köyün şehre giden yollarında. Korkunç bir araç oysa dedemin binmek istedigi, küçücük ben için. “Buna binmeyelim dedeciğim” itirazlarıma rağmen, çaresizlikten olsa gerek, bindik. Otobüse binme lüksümüz yoktu. Bindiğimiz kamyonda Kurban Bayramı için şehre kurban olmaya giden koyunlarla birlikteyiz. Kurban olmaya gidenler onlar.
Gözlerimi açtığımda karşımda dedem vardı. Ama bu defa küçük yüreğime sevinç yerine gözlerimde korkunun kokusunu hissettiren bir dede. -Evet, gözlerde de koku vardır. Kafasında boydan boya derin bir yara, sanki bana hayatın kırılganlığını o zamandan anlatmak istercesine. Bilinçsiz bir halde, ama garip sesler çıkararak yatıyordu karşımda. Ölümün yüzü bu olsa gerek. İnsanlar ve koyunlar etrafa dağılmışlardı. Koyunlar kurbanlıktı!

“Gözlerini kapat” dedi doktor amca. Yaralarım temizlendi ve eve gönderilmem istendi. Tanımadıklarım getirmişti hastaneye, “tanıdıklarını çağırın” dedi hemşireler. Anneciğim kaza haberini duyar duymaz içine saplanan o hançerden hissetmiş benim de orada olduğumu. Beni sağ gördüklerindeki mutluluk ve şükür halinin ne anlama geldiğini ancak şimdi anlayabiliyorum melek oğlum, -senin yaşatamadığın..

Gözlerini açmıştı dedem, ölmemişti. Şükrün anlamını bilemesemde 6 yaşındaki ben, sevinci yaşadığımı biliyorum. Yeşili gözlerinde taşıyan dedem, ki iki tane dedemizin varlığının lüksü vardı sevgili kızım, -senin yaşayamadığın. Dedem beni almaya geldi. Hastane çıkışında aksak yürüdüğümü ve ayağımın bir tanesinin yalın olduğunu farkettim. Takunyaya benzer ayakkabılarım çok özeldi benim için. Her adımda ‘tak tak’ diye ses çıkarırlardı keyif vererek. “Dedeciğim, ayakkabımın teki yok!” “Boşver yavrum ayakkabıyı, sen varsın ya, o yeter.”

Gözlerim dolmuştu. Yetmez dedeciğim. Senin için ben yeterim, dede için torunu yeter belki, ama 6 yaşındaki ben için tek takunya yetmez! Babam getirmişti onları. Babam getirmişti. Hollanda denilen, babamı sadece yaz aylarında salıveren, babamı çalan uzaklardaki hırsızdan. Yeşilimi, Gözbebeğimi de.

Oradan getirmişti.

Mijn lieve klompen! Mijn lieve vader!




Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!