Hollanda faşizmi adres değiştirdi

Baştan söylemek isterim ki, zülfü yare dokunan, zehir zemberek bir yazı olmaması için özen göstereceğim.

Çünkü yaşadığımız ülkelerde, kıta Avrupasında artarak çoğalmakta olan İslamofobi ve Türk düşmanlığına karşı mücadelede, sivil toplum örgütlerimizi ortak aklın emrettiği birlikte hareket etmeye istekli göremedim. O münasebetle kırılanlar, darılanlar olacaksa olsun.

Haber gazetesinde yazdığım yazıları takip edenler toplumsal konularda tavizkar olmadığımı bilirler. Sözü fazla uzatmadan Avrupa’nın gelecek kaygısı bahanesiyle nasyonalist ve ulusalcılık temeline dayalı som propoganda yapan partileri besleyerek oy patlaması yaşatmasını, AB’nin geleceği açısından tehlikeli bulduğumu ifade ettikten sonra, Hollandanın senato seçimlerine değinmek isterim.

Son seçimler gösterdi ki, Hollanda da ırkçılık ve faşizm makas değiştirdi. Beyaz başlı adam Wilders ve partisi PVV’in popülitesi düştü. Irkçı popülizmin yeni adresi; Thierry Baudet’in FvD partisi oldu. Daha şimdiden Thierry Baudet’in ırkçılık konusunda Wilders’ı mumla aratacağını idda edenler oldu.

Bendeniz toplumsal konulara futurist bir yaklaşımla bakarak, Hollanda ve Avrupada gelişen ırkçılıkla ilgili akıbet-î ikbalimiz hakkında acı gerçeği; Avrupalı Türkler olarak, henüz daha iyi günlerimizi yaşıyoruz şeklinde ifade etmiştim.

Ve en kötüsü çok yakın bir gelecekte 1930’lu yıllara, Hitler Avrupasına dönüleceği endişemi nazar-ı dikkate alarak sorumluluk sahibi kurum ve kuruluşları ikaz eden uyarılar yapmıştım.

Yine seçimler öncesinde, gazetenin bir önceki sayısında, esas tehlikenin bizi gütmek isteyenlerin yaşadığımız ülkelerde güçlü lobiler oluşturmamızı engellemek için, çok farklı yöntemlerle üzerimize geldiklerini ihtar eden uyarılarda bulunmuştum.

Irkçılık ve yabancı düşmanlığına önlem alma bahanesiyle zorla değilse bile, alıştıra alıştıra arzu ettikleri ikinci sınıf vatandaşlık projesine ikna edecekler diye ikâz ettiğimi de hatırlıyorum.

Hâl böyle iken, hâlâ daha ayrımcılıkla mücadele ettiğimizi sanarak ırkçılık ve popülizmi besleyen slogan siyaseti yapılmasına bir anlam veremiyorum.

Yani popülist politikaların ayrıştırdığını yapıştırmak için Hollanda ortak vatanımız gibi, tamamen hamasete dayalı kavram ve sloganlar üzerinden bir anlamda popülizme çanak tutmamalıyız diyorum. Diğer taraftan ortak kader iddamızın bizi ikinci sınıf vatandaşlık statüsünden kurtaramayacağını ifade etmek istiyorum.

Teba mı, Sözleşmeli Vatandaşlık mı?

Siz kendinizi nereye ait hissederseniz hissedin, Hollanda vatandaşlığını aidiyet duygunuzdan dolayı değil, Hollandanın çıkarlarını gözeten siyasi bir lütuftan dolayı kazandınız.

Vakti zamanında AB içerisinde nüfus yoğunluğunu abartmak isteyen Hollandanın vatandaşlık sözleşmesine imza atarak “sözleşmeli vatandaşı” oldunuz.

Üstelik imzaladığınız sözleşmede, Hollandanın itibarını zedeleyecek herhangi bir suç unsuruna bulaşacak olursanız, Hollanda mahkemelerini, sizi vatandaşlıktan çıkartmaya yetkili kıldınız.

Tarif ve tanımı yapılmamış içi boş bir suç unsurunu kabul ettiniz. O münasebetle hangi ortak vatandan, hangi ortak kaderden bahsediyorsunuz?

Gururunuz incinse dahi, kanunlar indinde, Hollanda’nın lütfettiği “sözleşmeli tebasından” başka bir şey değilsiniz.

Bu tebâ tanımlamasından sonra, ikinci sınıf vatandaşlık projesinden neyi kast ettiğim anlaşılmış olsun.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!
%d bloggers like this: