Veyis Güngör

Hollanda yeniden Avrupa Birliği dönem başkanı

Hollanda 1 Ocak tarihinden itibaren yeniden Avrupa Birliği dönem başkanlığını üstlendi. Hollanda bu görevi onikinci kez üstleniyor. Hollanda’nın dönem başkanlığı, bizi farklı yönlerden yakından ilgilendiriyor.

Bunlardan birincisi yaşadığımız ve aynı zamanda bir çoğumuzun vatandaşı olduğu Hollanda’nın dönem başkanlığında aidiyet duyduğumuz ve vatandaşı olduğumuz ‘Türkiye – Avrupa Birliği ilişkileri’nin yeniden gündeme gelmesidir.

İkincisi ise bizim de içinde olduğumuz Avrupa’nın ‘mülteciler sorunu’ karşısında bir insanlık sınavı vermesiyle karşı karşıya olmasıdır. Üçüncüsü de ‘radikalizm ve terörizmle’ mücadeledir. Esasen bu üç ana konu her ne kadar birbiriyle ayrı gibi görünsede, Avrupa’nın, Türkiye’nin ve insanlığın karşı karşıya olduğu ve çoğu zaman iç içe geçmiş konular veya sorunlarıdır. Hollanda dönem başkanlığını önümüzdeki üç beş ay bu maddeler meşgul edecektir.

Bu maddelere geri dönmek şartıyla, Hollanda’nın bundan önceki Avrupa Birliği dönem başkanlığına şahit olmuş birisi olarak bir kaç hatıramı burada iafde etmek isterim.

Hollanda, o dönemde yani 2004 yılının sonlarında Avrupa Birliği dönem başkanlığını Jan Peter Balkenende ile geçirmişti. Bizim için tarihsel öneme sahipti o altı aylık dönem. Zira Avrupa Birliği tarihinde ilk defa müslüman bir ülke olan Türkiye’ye müzakereler için tarih veriliyordu. Bu sebepledir ki, Hollanda Türkiye arasında heyetler sık sık gelip gidiyordu. Bakanlar hatta Başbakanlar düzeyinde ziyaretler ve toplantılar olmuştu. Hollanda Başbakanı Balkenende, Hristiyan Demokrat bir partiden olmasına rağmen Türkiye için olağanüstü gayret sarfediyordu.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı toplantılardan bir tanesi Lahey’de gerçekleşmişti. Ben de değerli hocam devlet bakanı Mehmet Aydın’ı ziyarete gitmiştim. Toplantıdan sonra hatıra fotoğrafları çekiliyordu. Bir anda kendimi iki ülke başbakanları arasında buluverdim meclis bahçesinde…

Ve, Türkiye’ye Avrupa Birliği ile müzakere tarihinin verilmesi tarihi, akşamı ve saatleri asla unutulmaz. Tarih 17 Aralık 2004. Gün uzuyor, saatler ilerliyor. Tartışmalar devam ediyor. Gecenin yarısı olmuştur. Brüksel tarihinde ilk kez, bu kadar çok yabancı gazeteciyi gece yarısı bir arada görmektedir.

Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, tüm müslüman ülkelerin gazetecileri, çok kalabalık bir gazeteci grubu o anı takip etmektedir. O gece hepimiz heyecanlıydık. Sadece biz mi? Hayır. Milyonlarca insan, Türkiye, Avrupa ülkeleri, islam ülkeleri belki Afrika, televizyonların başına kilitlenmiş halde Avrupa Birliği’nin Türkiye ile başlatacağı müzakere tarihi hakkındaki kararı bekliyordu.

Ve Türk heyeti gece yarısı, zaman zaman görüşmelerin kopma naktasına varmasına rağmen, müzakere tarihini alarak, el sıkışıp masadan ayrılıyordu. İşte o an milyonlar bir ‘ooh’ çekmişti. Böylece 2005 yılında Türkiye AB müzekereleri başlamıştı.

2016 yılının ilk altı ayında Avrupa Birliği’ne başkanlık edecek Hollanda ve karşı karşıyaya olduğu konulara geri dönelim isterseniz. Türkiye’nin 2004 yılındaki heyecanla olmasa bile, Hollanda’nın dönem başkanlığından ciddi beklentileri var.

Bunlardan en önemlisi artık küresel bir sorun haline gelmiş olan ‘mülteciler’ sorunudur. Bu sorun Türkiye’siz asla çözülemez. Avrupa’yı korkutan, rahatsız eden ve uykularını kaçıran mülteci akını şüphesiz Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerini etkileyecektir. Bize göre ‘mülteciler’ sorununda, genel anlamda Türkiye başarılı bir sınav verirken, Avrupa sınavda bocalamış ve geçerli not alamamıştır.

Milyonlara ev sahipliği yapan Türkiye’ye Avrupa ve dünya teşekkür etmesi gerekirken, hala bir takım münferit olaylardan dolayı Türkiye eleştirilmektedir. İnsanlık tarihinde, komşu ülkeden bile gelse, milyonlara ev sahipliği yapan kaç ülke ve millet vardır? Türkiye bu olaya hazırlıksız yakalanmış olabilir, Türkiye’nin göç veya mülteci politikası eleştirilebilir, ancak adeta bir mille seferberlik ruhuyla bölgeye ilgi duyması insanlık tarihine şan ve şerefle geçecektir.

Hatta bu çerçevede, Türkiye’nin bu insani davranışı Avrupa kamuoyuna iyi anlatılarak, Türkiye algısının olumlu yöne çevrilmesi de mümkündür.
Diğer taraftan, 2016’da gündeme gelecek en önemli konulardan birisi de hiç şüphesiz göçmen krizi ve Avrupa’nın tartışılan sorunu ‘Schengen Sistemi ve sınır yönetimi’ olacaktır. Özellikle göçmen krizi ve uluslararası güvenlik meselesi de Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerini belirleyecektir.

Tabii ki, Türkiye’nin Türk vatandaşlarının vizesiz Avrupa’yı dolaşma hedefi de 2016 için önemli bir hedeftir. Zaten Türkiye – AB arasında devam eden Vize Serbestisi Diyaloğunun sonuçlandırılması bu yıl ajandasında da yer almaktadır. Son olarak, Türkiye – AB ilişkilerinin önemli meseleleri arasında yer alan radikalimz ve terörle mücadele de 2016’nın üzerinde yoğunlaşılacak bir gündem maddesidir.

Bütün bunlar bize, Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinin her iki taraf, hatta Orta Doğu ve diğer milletler için ne kadar önem arzettiğini bir defa ortaya koymaktadır. Geride bırakılan dönemde zaman zaman duraklama, kırılma süreçleri yaşansa da, ilişkilerin zarureti ve insanlık için ehemmiyeti taraflar ve tarafları oluşuran mekanizmalar tarafından farkına varılması kaçınılmazdır.

Yıllarca ifade ettiğimiz gibi, bu mekanizmalardan birisi de hiç şüphesiz Sivil Toplum ve özellikle de ‘Avrupa Türk Diasporası’dır.




Geef een antwoord

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.

Deze site gebruikt Akismet om spam te verminderen. Bekijk hoe je reactie-gegevens worden verwerkt.

error: Content is protected !!