İnsan hicran halinde değil, vuslat halinde olmalı…

Tüm dünyayı etkileyen korona felaketi, her alanda olduǧu gibi, yazılı basını da etkiledi. Bunun için siz deǧerli HABER okuyucularıyla gazete olarak bir müddet buluşma imkanı bulamadık. Neredeyse üç aydan fazla bir aradan sonra, sizlere bu köşeden tekrar merhaba demenin hazzını yaşıyoruz.

Tabii ki, ayda bir kez de olsa, vuslatın ne kadar kıymetli olduǧunu öǧrenmiş olduk. Arzumuz, insanlıǧın bu tür aǧır süreçleri bir daha yaşamadan, sahip olunanların deǧerini bilmesi ve takdir etmesidir.

Son üç dört aydır yaşadıǧımız süreç, bize öncelikle bir insan olarak özümüzü, benliǧimizi, şahsiyetimizi yeniden hatırlama ve üzerinde düşünme imkanı saǧladı. Bununla sınırlı kalmadı elbette. Aile, grup, toplum ve küresel ilişkiler hakkında da bir fikir verdi.

İnsanın yaşanan gelişmeler karşısında ne kadar çaresiz ve zayıf olduǧunu gördük. Hatta devletlerin bile salgın karşısında paniklediklerine şahit olduk. Kaldı ki, tarih bilimi bize, insanlıǧın bu tür felaketleri daha önceleri de yaşadıǧını bildiriyordu. Buna raǧmen, geçmişten ibret almamışcasına, şaşırdık, panikledik ve korkuya kapıldık. Ne kadar güçsüz olduǧumuzu müşahade ettik.

Neo-liberal ekonominin insan modeli, hatırlanacaǧı gibi, bireyin sürekli diǧeriyle yarış halinde olmasını, başarılı ve kariyer sahibi olmasını öngörür. Bu norm, bize çocukluktan itibaren öǧretilir. Ancak, yeni salgın, bireyin başkalarıyla daha fazla birlikte çalışmasını, birbirlerine muhtaç olduklarını öne çıkardı. İnsanın fıtratı aslında buna yatkındı. Yaşanan bu süreçte birey bu ikilem arasında şaşkın ve gergin bir hale düştü.

Korona salgını sürecinde, insana ‘Artık bundan böyle alışılagelmiş yaşam olmayacak, yeni şartlar ve ilişkiler hayatımıza yön verecek’ telkini yapılmış oldu. Karar vericiler, , 1,5 metre mesafe kuralını medyadan sürekli tekrarladılar. Oysa bu kuralın günlük yaşamda uygulanmasının oldukca zayıf olduǧu görüldü. Gastronomi başta olmak üzere, insanların kalabalık olduǧu her yerde, bu kurala uyumun zorluǧu görüldü. Gençler zaten bu tür uyarılara kulak bile asmıyorlar.

Korona salgını öncesini kısaca bir hatırlayalım. Zaten dünya hareketliydi. Finansal kriz, terörizm, güvenlik sorunu, mülteci sorunu, iklim deǧişiklikleri ve politikaları yeterince dünya gündemini meşgul ediyor ve yoruyordu. Bunun üzerine şimdi bir de korona salgını geldi. Belirsizlik, bilinmezlik, şüphe ve korku hakimiyetini her geçen gün arttırdı.

Bütün bunlar insanlarda ‘ben neyim ya da biz neyiz’, ‘nereye gidiyoruz’, ‘başkalarıyla nasıl ilişki kuracaǧız’ gibi soruların sorulmasına yol açtı.
Son dört ayda, çalışma şartları fiziki olarak önemli ölçüde deǧişti. Evlerde çalışma denendi. Kısmen başarılı olundu.

Bu deǧişim, belki eski ekonominin sonu ve yeni bir ekonomi modelinin sinyalleriydi. Ya da uzun zamandır hakim olan serbest pazar toplumunun sonlanmasıydı. Sınırsız bir tüketim alışkanlıǧına karşılık belki bir perhiz döneminin başlamasıydı.

Özetlememiz gerekirse, şu dört aylık korona salgını sürecinde, insanın ne kadar çaresiz olduǧu bir kez daha görüldü. Son yarım asırda birey alabildiǧinde özgürleşti. Ama bunun karşıtı ise daha az öngörülebilirlikti. Büyüyen bir belirsizlik ve artan bir korku vardı. Şimdi ise tartışma gündemi şu şekilde deǧişti: İnsan sadece bir birey deǧildir.

İnsan sosyal bir varlıktır. Sorumludur. Birbirine muhtaçtır. Birlikte çalışmak durumundadır. Yani insan buluşmalıdır. Hicran halinde deǧil, vuslat halinde olmalıdır…

Bu vesileyle idrak edeceǧimiz Kurban Bayramınızı can-ı gönülden tebrik eder, tüm insanlıǧa hayırlara vesile olmasını dilerim.




Yorumunuz...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!
%d bloggers like this: