Karar Alıcılara, Otoriteye Karşı Pasif Direniş ve Sivil İtaatsizlik

Hollanda Parlamentosunun “mızıkçılık ederek” Türk sivil toplum örgütleriyle görüşmeme kararından sonra, Lobicilik anlamında mevcut kuruluşları güncellemekten başlayarak, yeni model sivil toplum örgütlenmesine olan ihtiyacımızın aciliyetini hatırlatma gereği duydum.

Camiler dahil, dini kuruluşları inanç ve ibadet hürriyetine uygun düşmeyen bir tavırla sorgulayarak oteriter tedbirler alma eyiliminde olan karar alıcılara karşı toplumsal tepki anlamında pasif direniş, ya da sivil itaatsizlik anlayışıyla karşılık verileceği ihtimali ile, sivil itaatsizliğin felsefesi ve tarihçesi bilinsin istedim.


Life 24 kanalında Yavuz Nufel ile yaptığımız söyleşiye gelen tepkileri de dikkate alarak, daha önceden yazdığım sivil toplum ve sivil itaatsizlik alanına giren ve benim “pasif direniş, itaatkar itaatsizlik ve isyankar itaatsizlik diye tabir ettiğim sivil itaatsizlik konusunu güncelleyerek tekrardan yazmak istedim.


Kimse kusura bakmasın. Toplumsal konularda mütevazi olmayı duğru bulmam. Şimdi buradan STK başkanları ve de toplumun kanaat önderlerine sormak isterim. -Kaç kanaat önderi pasif direniş ve itaatkar itaatsizlik kavramının ne anlam ifade ettiğini anlatabilecek? -Kaç dernek başkanı anarşizm ve şiddet içerikli marjinal sokak hareketlerini, Filistinlilerin isyankar itaatsizliğini, sivil itaatsizlik olarak tanımlayabilecek?


Bendeniz basın, medya, sermaye ve siyasi egemenlerin baskısı altında duyarsızlaşan toplumsal vicdanları uyararak harekete geçirmenin en etkin yolunun “sivil itaatsizlik” olduğuna inanlardanım. Hemen işin başında belirtmek isterim ki, toplumsal huzursuzluğun kaynağı olarak gördüğüm siyasi aktörlerin önderlik ettiği kitlesel hareketleri, şiddet içermese de sivil insiyatif hareketleri olarak tanımlamayı doğru bulmam. Diğer taraftan Filistinlilerin kendilerinin olmayan bir devlet’ten gördükleri baskı ve zulüme karşı, tekrardan gündeme getirdikleri “intifada” hareketilerini şiddet içerikli olsa dahi, sivil itaatsizlik olarak kabul ederim…


Siyaset ve felsefe tarihinin ilk sivil itaatsizlerine örnek verecek olursak, Atinalı Sokrates, Concordlu Henri Devid Thoreua, İslam dünyasından Hasan el-Basri ve Ebu Hanife’yi, yakın tarihten Hintli Gandhi’yi bireysel sivil itaatsizler olarak görürüm. Saydığım bu isimler, “gerçeğe hizmet” yolunda şiddet ve kaba kuvvete başvurmadan bireysel itaatsizlikle başlayan, fakat toplumsal değişimi ve dönüşümü hedef alan pasif direnişlerle, kendi hayatlarına malolan bir toplumsal değişimi başardılar.

Ayrıca bu insanların tercih ettikleri eylem biçimini yasaların kendilerine müsade ettiği ölçüler içerisinde kırmadan, kırdırmadan itaatkar itaasizlik olarak tabir ederim. Diğer taraftan, şiddet içermeyen toplumsal eylemleri sadece direnmenin etkili bir aracı olarak değil, aynı zamanda devlet otoritesini kullanan siyasi iktidarı hizaya getirmenin bir yöntemi olarak görürüm.


BM insan Hakları Evrensel Beyannamesinde insanların zulüm ve baskıya maruz bırakılmaması için, insan hak ve hürriyetlerinin korunması, hukukun üstünlüğü ilkesi prensiplerine dayandırılır. Bu manada -eğer çoğulcu ve katılımcı demokratik bir siyasal hayat isteniyorsa? -Temel insan hak ve hürriyetlerini güvenceye alan pozitif hukuk uygulansın deniyorsa? -Hukuk siyasallaşmasın diye bir talebiniz varsa? -Ve yine hukuk devleti idealiyle çelişen durumlarda, kamu düzeni bozulmasın, adalet duygusu zedelenmesin diye bir kaygı taşıyorsak? -Kamusal alanda sosyal adaletin tesisinde yaşanan kırılma ve haksızlıkları gidermek anlamında, şiddete vardırmadan toplumsal yapıya katkılar sağlayan barışçıl bir eylem tarzı olarak, siyasi ve hukuki bir etik anlayışıyla yapılan “pasif direnişler, yani sivil itaatsizlikleri” demokratik ve anayasal bir hak olarak kabul ederim.


Yasaların meşru saydığı hukuk ilkeleri çerçevesinde, pasif bir muhalefet etiği oluşturularak yapılan tepkisel hareketleri neden sivil itaatsizlik olarak tarif ettiğime de kısaca değinmek isterim. Hukuk ve siyasi düşünce tarihinin mihenk taşı olan insanlığın, toplumsal sözleşme temelinde örgütlediği devlet denen aygıtla olan ilişkilerini “eşit ve adil düzen” üzerinden işlemesini talep eden toplumsal bilinci, “sivil itaatsizlik” olarak tabir etmenin doğru bir tanım olacağına inanırım. Birey-devlet ilişkilerinde, devletin tebâsını bir kul olarak değil de, yüce ve bağımsız bir güç ve kuvvet olarak görmesini, çağdaşlığın gereği olarak kabul ederim.

Bu bağlamda emir/ ferman/ kanun adı altında sunulan yaptırımların adaletsizliğine itiraz eden sivil hareketleri demokratik bir hak arama hareketi olarak görürüm. Zira şiddet ve baskılar karşısında gösterilen barışçıl ve pasif direnişlerin, şidete şiddetle karşı koyan isyankar hareketlerde olduğundan çok daha sabır, çok daha fedakarlık ve çok daha moral gücüne ihtiyaç duyduğuna dikkatlerinizi çekmek isterim.


Sivil itaatsizlik kavramını; toplumsal ve siyasal hayatımızda militan bir tavır ve direniş biçimi olmasına rağmen, şiddete yönelmediği müddetçe, haksızlık ve adaletsizliği gidermeyi hedef alan, isyan ya da devrim gibi bir sistem değişikliği talebi olmayan, barışçıl bir eylem biçimi olduğu için “itaatkar” bulurum.

Haksızlığa uğrayan ahalinin mağduriyetlerini gidermek anlamında, toplumsal dayanışma adına adalet ve eşitlik ilkeleri esas alınarak yapılan bütün eylemleri, şiddet içermediği müddetçe “sivil itaatsizlik” olarak adlandırmayı uygun bulurum. Bireysel ve toplumsal davranışları tanzim eden hukukun üstünlüğü ilkesi ve adalet duygusunu salt yaptırımlar olmanın ötesinde, toplumsal dönüşümü sağlayan kıymet ve değerler olarak okurum.


Sonuç olarak; devletlerin sivil itaatsizliği gerektirecek yanlışlara sapmadan, insanları zulüm ve baskıya maruz bırakmadan, temel hak ve hürriyetleri güvenceye alan bir hukuk sistemi ve anayasal hukuk devleti ilkeleriyle insan haklarını korumaya alması gerektiğini hatırlatarak yazımı bitirmek isterim.




Yorumunuz...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!
%d bloggers like this: