Leiden’da Hollanda-Türkiye ilişkilerinde önemli rol oynayan Sof Kumaşı’nın sergisi düzenlendi

Leiden şehrinin bilinen müzesi Museum De Lakenhal’da TOVER İş Adamları Derneği tarafından organize edilen, Hollanda-Türkiye ilişkilerinde Sof Kumaşının önemini konu alan bir sergi ve sempozyum düzenlendi. Ankara Keçisi olarak da bilinen Tiftik keçisinin yünü, 400 yıl önce Ankara’dan, Leiden şehrine getirilerek burada kullanılmış ve Leiden şehrinin kalkınmasında önemli bir rol üstlenmiş. Yaklaşık 50 konuğun katıldığı sempozyuma, T.C. Lahey Büyükleçisi Şaban Dişli, T.C. Rotterdam Başkonsolosu Aytaç Yılmaz, Leiden Belediye Başkanı Henri Lenferink, TOVER İş Adamları Derneği Başkanı Durmuş Doğan, Tarihçi Mehmet Tütüncü, HTF Başkanı Murat Gedik, THY Amsterdam Müdürü Şerafettin Ekici, NIF Başkan Yardımcısı Kenan Aslan, Mehmet Emin Ateş, HAKED Başkanı Özgür Çetin, Yunus Emre Enstitüsü Amsterdam Müdürü Adil Akaltun, Güney Vakfı Başkanı Emine Güney, Buropas CEO’su Fehmi Uzun, HTIKDF Başkanı Ömer Altay, TOTİL Derneği Başkanı Eyyüp Gülnar, De Lakenhal müzesi müdiresi Christine Robben, Ankara Koç Universitesi öğretim görevlileri Alev Ayaokur, Arzu Beril Kırzı ve Mehtap Türkyılmaz katılım sağladılar.

Programın açılış konulmasını yapan, program organizatörü TOVER Başkanı Durmuş Doğan, gelen misafirlere katılımlarından dolayı teşekkür etti. Durmuş Doğan “Hollanda Türkiye ilişkilerinde ‘Lale’nin yanı sıra onun kadar önemli br başka ürün daha var, o da Ankara Tiftik Keçisi yünü. 400 yıl önce bu ürün Hollanda’ya geldi ve burada tekstil üretiminde nemli bir rol oynadı. Bu hikayenin anlatılması gerektiği düşünüyoruz. Aynı zamanda bunun Türkiye Hollanda ilişkilerinde ve Ankara Leiden özelinde yeni bir köprü vazifesi görmesini diliyoruz” dedi.

T.C. Lahey Şaban Dişli yaptığı açılış konuşmasında Hollanda ve Türkiye ilişkilerinin üzerinde durdu. Şaban Dişli yaptığı konulmasında “Öncelikle TOVER’e bu sempozyumu organize ettiği için teşekkür etmek istiyorum. Ankara Keçisi yününün Leiden ve Ankara şehirleri arasında oynadığı öneminin burada bir kez daha vurgulamak önemli. Diğer konuşmacılar bu ürünün tarihi önemini daha detaylı olarak anlatacaklardır. Lale’nin yanı sıra böyle bir ürürün varlığından bizleri haberdar ettikleri için de ayrıca Durmuş Doğan’a ve diğer katılımcılara teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Geriye baktığımızda iki ülke arasında yapılan ticaret ve yüzyıllardır varolan güzel ilişkiler, ileriye dönük bizlere ilham olacaktır. Son dönemde yaşanan uluslararası olaylar bizlere ilişkilerin ne kadar önemli olduğunu ve bu ikili ilişkileri iyi tutmamız gerektiğini bir kez daha gösterdi. Bu sepebten dolayı Türkiye Hollanda ilişkilerine her zaman olduğu gibi önem veriyoruz. 400 yıllık bu güçlü ilişki ve Hollanda Türk toplumunun buradaki varlığının yanı sıra bugün bizleri bir kez daha yakınlaştıran Ankara keçisi yünü ürünü olduğunu görmüş olduk.” dedi

Leiden Belediye Başkanı Henri Lenferink ise yaptığı konuşmada ise şunları sempozyuma katılmaktan mutluluğunu dile getirerek, Osmanlı ve Hollanda’nın ikili ilişkilerinden bahsetti. Leiden şehrinin belediye binasında yazan ‘Liever Turks dan Paaps’ yazısının tarihsel boyutunu şu şekilde açıkladı: “ ‘Düşmanımızın düşmanı dostumuzdur’ diyerek; Hollanda, tarihte Osmanlı Devletine yakınlaştı. Osmanlı devleti de bu konuda bizlere her zaman destek çıktı. Hilal sembolü bu nedenle bizim ülkemizde ve şehrimizde İspanya’ya karşı bizim de sembolümüz haline geldi. Katolik olmaktansa Türk olmayı tercih eden bir düşünce vardı tarihte bu topraklarda. Hem belediye binamızda hem de farklı yerlerde hilal sembolü halen görünebilir” dedi.

Tarihçi Mehmet Tütüncü yaptığı konuşmada Belediye Başkanı Lenferink’e, Leiden Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün olmaması konusunu dile getirerek belediye başkanından Leiden Üniversitesi Rektörü’ne bunu dile getirmesini rica etti. Belediye Başkanı Lenferink ise programdan sonra sonra rektörü arayıp bu talebi ileteceğini ifade etti.

Ankara Koç Üniversitesi öğretim görevlisi Arzu Beril Kırzı ise konuyla ilgili 2018 yılında yaptıkları araştırma ve serginin açıklamasını yaparak, Ankara Keçisi yününün tarihçesinin anlattı.

Konuşmaların arasında müzisyen Ceylan Utlu Türk Hollanda melodilerinden oluşan bir müzik dinletisi sergiledi.

Rijksmuseum’den Eveline Sint Nicolaas ise Ankara Panoraması olarak bilinen ve Sof kumaşının üretimini hakkında bilgi vererek, önemine vurgu yaptı.

Konuşmaların ardından misafirler toplu halde müze ve sergiyi gezme imkanı buldu.

SOF KUMAŞI NEDİR?

Sof, tiftik yününden ince bükülmüş iplikle dokunan düz kumaşa, ham sof veya som sof denir. Ankara sofu olarak da bilinmektedir. Kumaşın eni yaklaşık bir arşındır. Dokunan kumaş ancak yıkanıp fırınlandıktan sonra kullanılabilir. Kumaştaki parlaklık fırınlama ile elde edilir, Beyaz, siyah, kırmızı renkleri en çok kullanılan renklerdir. Halk tarafından giyim eşyası yapımında kullanılan softan, zaman zaman padişahlara da kaftan dikilmiştir.

Sof Kumaş Tarihi

Tıftık keçisi, Ankara ve Tosya civarında yetiştirildiği için sof kumaş yapımı da genellikle bu yörelerde gelişmiştir. 16. yüzyıldan itibaren Ankara sofu un yapmıştır. Sof dokumasının Selçuklu dokumalarından olduğu ve Ankara’da 16. yüzyıldan çok daha önce dokunduğu literatürdeki kaynaklardan öğrenilmektedir. Sof dokuması özellikle Ankara ve çevresi, Selanik ve Yanbolu’da dokunmuştur.

Tarihi kaynaklara göre, Ankara keçisinden elde edilen tiftiğin dokunmasıyla oluşturulan sof kumaşı, özellikle 16. ve 17. yüzyılda altın dönemini yaşamış; unu ülke sınırlarını aşan geleneksel kumaş, bu dönemlerde Avrupa’nın birçok ülkesine ihraç edilmiştir. Özünde beyaz olan sof kumaş, doğallığı, güneş ışınlarını yansıtması nedeniyle yazın terletmeyen, kışın üşütmeyen yapısı, kolay buruşmaması ve dayanaklılık özellikleriyle Osmanlı padişahlarının da vazgeçilmezi olmuştur. Sof kumaşlardan dikilmiş içlik, entari, cübbe ve kaftanları kullanan Osmanlı padişahları arasında Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman gibi isimler yer alıyor.

Ankara keçisinin tiftiğinden dokunan sof, 16. yüzyıldan itibaren Ankara yaşamı ve ticaretinde önemli bir role sahip olmuştur. 1590 tarihli Ankara Şer’iye Sicilindeki bir kayıtta, Osmanlı sultanının emriyle Ankara’ya gelen Süleyman Ağa’nın burada çalışan 621 tezgahtan vergi topladığı yazılmıştır. Hatta 17. yüzyılın ortasında Ankara’daki tezgah sayısının 1000’e yükseldiği kabul edilmektedir.

HABER: Fatih Karaman




Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!