“Ocak 2015’te stratejimizi açıklayacağız”

O malum gece tam olarak nasıl gelişti. Anlatır mısınız? Partiden ihraç mı edildiniz, kendiniz mi ayrıldınız? Herkes bunu merak ediyor.

Selçuk Öztürk: PvdA Parti Lideri Diederik Samsom, o malum perşembe akşamından önce, milletvekilleriyle toplantıdan önce 2 gün boyunca bizimle görüştü. Bu görüşmede biz perşembe öğleni Hans Spekman’ın da olmasını istedik. O da geldi. Spekman bu görüşmede öncelikle Tunahan Bey’le benim aramı açmaya çalıştı, ama başarılı olamadı şükür. İstedikleri deklarasyonu imzalayamayacağımızı dile getirdik ve kendimiz bir deklarasyon hazırladığımız ve bunun tüm sorunu çözeceğini inandığımızı belirttik. Diederik Samsom hiç bir şekilde bizi dinlemedi ve bize kapıyı açıp defol git dedi. Ben de kendisine mantıklı konuşmadığını, bunların bir parti liderine yakışmadığını söyledim. Bizim istediğimiz şuydu: hazırladığımız deklarasyonu basın karşısında okumak ve bir eleştiri partisi olan Pvda’nın bu tür vakalarda da bir parti olarak farklı düşüncelere açık olduğunu göstermekti.

O akşam parti grubu toplantısında 34 milletvekili toplantıya geldi. 4 milletvekili katılamadı. Gelen tüm milletvekilleri teker teker konu ile ilgili düşüncelerini söylediler ve biz de not aldık hepsini. Burada bir şeyi farkettik, o da parti içerisinde farklı düşünen üç grup vardı. Bunlarda 7-8 milletvekili, iyice sağcılaşan, yabancılara çok uzak duran, bizim düşüncelerimize de çok uzak duran insanlar. Onlar bizim hemen partiden ihraç edilmemizi istedi. Bunlar Martijn van Dam ve ekibi.

İkinci bir orta grup ise, ‘olay bir kere olmuş, şu deklarasyona imza atın olay kapansın’ diyenlerdi. 3. Grup ise “Bakın, bu arkadaşlar iyi niyetli arkadaşlar köprü kurmak istiyorlar Hollanda’daki farklı düşünen insanlarla. Anlaşalım orta yollu bulalım” diyen milletvekilleriydi. Ama çoğunluk, partinin hazırladığı ve bizim arkasında durmadığımız deklarasyonu imzalamamız konusunda diretti.

AAA-IMG_7079

Selçuk Öztürk: “Açıklamayı ayak üstü hazırlıyorsunuz… Düşünün iki gün boyunca baskı altındasınız, üç saatlik uykunuz var, psikolojik baskı yapılmış, üzerinize gelmişler ve bu halde açıklama yapmak zorundasınız. Daha sonra oradan çıktık ve açıklamamızı yaptık. Siz de gördünüz. Yani neticede biz, partiden ihraç edildik net bir şekilde. Tabi parti kendileri gitti gibi göstermeye çalıştı sonraki günlerde.”

Daha önce bahsettiğim deklarasyonumuzu burda tekrar dile getirdik biz. Tunahan Bey bunu grupta okudu. Birleştirici bir deklarasyondu bu. Güvenle alakalı köprüler kuran bir yazı. Bunu kabul etmediler. Biz daha toplantı esnasında tartışırken, Diederik Samsom sinirlendi ayağa kalktı ‘Godverdomme, ben gidiyorum aşağıda basın bekliyor. Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk’le yolumuzu ayırdık’ diyeceğim dedi ve çıktı gitti. Biz daha hala masadayız. Yani partiden ihraç edildiniz mi, siz mi çıktınız sorusuna gelmek istiyorum. Gitti aşağı ve bizim partiden ihraç edildiğimizi basına açıkladı. Hemen habere düştü tabi bu. ‘Selçuk Öztürk ve Tunahan Kuzu partiden ihraç edilmiştir’ diye haberlerde yer aldı hemen.

Biz daha hala grup toplantı salonunda oturuyoruz, bir de baktık herkes kalkıp gidiyor artık. Biz de toplantı salonundan çıkıp hemen oradaki kalorifer dairesinde Tunahan Bey’le ayaküstü bir düşünce geliştirdik. Çünkü bizim toplantı odamız üst katta ve oraya gitmek için basın ordusunun önünden geçmemiz gerekiyor.

Açıklamayı ayak üstü hazırlıyorsunuz… Düşünün iki gün boyunca baskı altındasınız, üç saatlik uykunuz var, psikolojik baskı yapılmış, üzerinize gelmişler ve bu halde açıklama yapmak zorundasınız. Daha sonra oradan çıktık ve açıklamamızı yaptık. Siz de gördünüz. Yani neticede biz, partiden ihraç edildik net bir şekilde. Tabi parti kendileri gitti gibi göstermeye çalıştı sonraki günlerde.

Bunun üzerine bizim hakkımızda bir karalama kampanyası başlattı partidekiler. 9 gün boyunca 36 sayfa dolusunca –ki gazeteler dolabımda- bizim üzerimize çamur attılar. 7-8 milletvekillerine özel olarak görev vermişler, bütün gazetelerde anonim bir şekilde bizi karalamaları için. Hiç bir milletvekilinin ismi geçmiyor ama benim sakalımdan, asansördeki aynaya kadar abdesthaneye kadar ne varsa bizim hakkımızda söylenebilecek bütün negatif olan herşeyi yazmışlar.

Tek taraflı yalan haberler üretildi. Bu olup biteni ‘karaktermoord’ (karakter cinayeti), olarak adlandırdı gazetelerin üst yayın kurulları. Bizim karakterlerimizi öldürmeye çalıştılar. Bizi susturmaya çalıştılar. Volkskrant bu yüzden 9 gün sonra Cumartesi ekinde manşetten iki sayfa röportaj yayınladı bizimle. Olayların perde arkasını anlattık. Nasıl yansıttığını anlattık. Volkskrant yazısından sonra kamuoyunda müthiş bir değişim yaşandı. Hollanda basınında, Hollanda medyasında ya da trende benimle konuşan insanlarda müthiş bir değişiklik oldu. Bizi anlamaya başladılar. Olayın farklı geliştiğini anladılar. Diğer yönünü gördüler. Ve müthiş bir sempati oluştu. Ondan sonra diğer basın da bizimle artık röportaj yapmak istediler.

Hollanda basınına yönelik De Telegraaf hariç, hepsine demeçler veriyoruz. Telegraaf’a demeç vermiyoruz, çünkü ‘karakter cinayetinin’ başını onlar çekiyor. Gösterdiğim gazetedeki gibi saati saatine yazmışlar (Burada Telegraaf Gazetesi’nin aynı gün ama iki farklı baskısını gösteriyor. Red.). Matbaayı arayıp baskıyı durdurmuşlar.
Birinci baskı basıldıktan sonra ikinci baskı için redaksiyon bir araya geliyor ve ikinci baskı için manşeti değiştiriyorlar. Gizli bir parti toplantısından online, ‘hotline’la bilgi aktarılıyor Telegraaf’a. Bunu yapan da PvdA milletvekilleri. Yabancı kökenlilere sert bir dille yaklaşan ve Wilders’in görüşlerine hoş bakan bir gazeteye aktarılıyor bu gizli bilgiler.

Selçuk Bey, bütün bunlar karakter cinayetinin olması, 7-8 tane milletvekilinin görevlendirilip sizin hakkınızda anonim kaynaklar olarak medyaya bir takım gizli toplantıların içeriğinin yansıtılması ve aktarılması. Bu, o zaman daha büyük bir planın parçası, daha eskiye dayanan bir planın parçası mı diye insanın sorası geliyor?

Selçuk Öztürk: PvdA’daki tepedekiler, PVDA’nın ‘Partij van de Allochtonen’ yani ‘yabancılar partisi’ imajını kırmaya çalışıyorlar. PvdA’nın geleneğinde bu sorun yoktu. Ancak partiye sonradan çöreklenen bir kesim bunu sorun belledi kendine. Onların düşüncesine göre PVV’ye kaçmış oyları, SP’ye kaçmış oyları, ancak böyle getirebilirlerdi. Yani ‘yabancı kökenlilere biz de sert çıkarsak o oylar geri gelir’ diye düşünüyorlar(dı).

Diyelim ki partiyi diriltmek için yaptılar. Peki şimdi şöyle bir spekülatif bir soru sorayım: Sırf bu nedenle partinin oylarını yükseltirlerse bir sonraki seçimde bu ‘şahinlerin’ planı başarıya ulaşmış olmuyor mu?

Selçuk Öztürk: Bu takdirde Sosyal Demokrasi kaybetmiş olur. Yani siz oy alacağım diye ideallerinizden hedeflerinizden ve amaçlarınızdan vazgeçecekseniz ve uzaklaşıyorsanız, kazandığınız oy size bir şey getirmez. Mecliste ha 20 koltuğunuz ha 30 koltuğunuz olmuş. Eğer siz kendinizden ve özünüzden taviz veriyorsanız, o oyların benim için bir ifadesi yoktur. O kesim insanlar İşçi Partisi’nde azınlıkta. Bu tip insanlar yani ‘partiyi sağcılaştıran’, yabancı kökenleri uzaklaştıran partide azınlıktalar. Önümüzdeki süreçte göreceksiniz ki, İşçi Parti’sinin kongrelerinde, bu insanların yanlış strateji seçtikleri ortaya çıkacak.

Ajandanızda ne var?

Selçuk Öztürk: Şimdi biz Hollanda’da ellinci yılımızı kutluyoruz. Bu 50 yıl içerisinde epey bir yol katedildi. Yani toplumun her kesiminden insanlarımız var. Avukatı var, doktoru var, siyasetçisi var, medya mensubu da var. Artık bizim toplumumuz Hollanda’yla iç içe oldu. Yani ben bugün staj problemini çözdüğüm zaman kitleye hizmet ediyorum. Ben bugün ayrımcılığa karşı mücadele verdiğim zaman, zaten o kitleye hizmet ediyorum. Ben bugün Filistin’in kabul edilmesi için mücadele verdiğim zaman da, zaten o kitle beni destekliyor. Hollanda’daki en büyük problemimiz ayrımcılık ve ırkçılık. Bunun üzerine gideceğiz. En büyük problemimiz o sesi duyulmayan insanların mecliste sesleri duyulmaması. Bu insanların öz güvenlerini kırmak istemeleri. Biz bunlar için zaten çıkış yaptığımız zaman her kökenden insan bunu anlayacaktır. Anladıktan sonra umarım destek te verecektir. Yani biz her kesime açık olduğumuzu belirtmek istiyoruz.

Şimdi siz grup kurdunuz. Partileşme sürecindesiniz. Bu durumda nasıl bir strateji düşünüyorsunuz. Partileşme süreci nasıl olacak ve bir sonraki seçimlere nasıl hazırlanacaksınız?

Selçuk Öztürk: Olaylardan sonra bize yüzlerce, binlerce reaksiyon geldi ve gelmeye devam ediyor. Onları şuan değerlendiriyoruz. Biz bir hareketten bahsediyoruz ve bunun tabandan gelmesini istiyoruz. Yani benim hissettiğim duyguyu seçmen de hissediyorsa fikir birliğine ulaşıyoruz. Her kesimden insanlar bize müracaat ettiler.

Yıl sonunda meclis tatile girecek ama biz tatile girmiyoruz. Üç hafta meclis kapanıyor ama biz üç hafta boyunca burada, bu odada, 100’e yakın insanı davet ederek, her kesimden insanla, profesöründen işçisine, esnafından yöneticisine, akademisyeninden farklı sektördeki insanlara kadar herkesi davet edip görüşeceğiz. Bizim düşündüklerimizin onlarla örtüşüp örtüşmediğini de bu şekilde göreceğiz. İnsanların fikirlerini ve görüşlerini alacağız. Ve hareketin temel düşünce odaklarını ortaya koyacağız. Ocak ayında da umarım ana hatlarıyla bir çıkış yapacağız. Yani partileşmenin ana hatlarını ortaya koyacağız.

Bazı kişiler kanaat belirtirken, partiden atıldıkları için önümüzdeki seçimlerde seçilmeyecekler diye düşünüyorlar. Bir de sizin arkanızda duran bir toplum var ve sizin dik duruşunuz beğeniliyor, alkışlanıyor. Hali hazırdaki imkanlarınız hakkında bilgi sahibi olmadıkları için partinin en kısa zamanda kapanacağını düşünenlerde var. Siz nederde görüyorsunuz kendinizi?

Tunahan Kuzu: Siyasette seçilmek veya seçilmemek düşüncesiyle yola çıkarsan her zaman kaybedersin. Şimdi biz görüyoruz ki siyaset gün geçtikçe Hollanda toplumundan uzaklaşıyor. Secmen ile seçilen arasında bir uçurum oluşmaya başlıyor ve insanlar kendilerini duyuramadıklarını düşünüyorlar. Bizim istediğimiz o duyulmayan insanların sesini siyasette duyurmak. Şu anda Hollanda’nın sıkıntılarından bir tanesi özellikle merkezde olan parti mensuplarının farklı olan fikirlerini kendi içerisinde tutmaları. Aslında bütün siyasetçilere bu soruyu sormak lazım. Siyasete neden girdiler ve hedeflerine ulaşabildiler mi? Burada herkes kendi tercihini yapması gerekiyor. Biz iki yıl boyunca parti icerisinde vazifemizi yaptık. Ve sonuna kadar yapılması gerekeni denedik. Bize “Entegrasyon konusuna neden çok karışıyorsunuz, fazla bu konu hakkında konuşmayın!” dediler. Biz ise onlara “Siz entegrasyon hakkında konuşabilirsiniz ama biz entegrasyonun ta kendisiyiz, tecrübeyle bu işi yapıyoruz, biz nasıl olması gerektiğini çok iyi bir şekilde biliyoruz.” dedik. Bu iş buraya gelince de özellikle geçtiğimiz dönemde bir yol ayrımına gelindi.

AAA-IMG_7071

 

Bu yol ayrımında önümüzdeki 10 yıl siyasi açıdan etkileyecek bir karar aldınız. Bu açıdan bu Türkleri nasıl etkileyecektir?

Tunahan Kuzu: Bize de bazen soruluyor ‘İki kişiyle önümüzdeki yıl neyapabilirsiniz?’ diye. Ben size sadece bir örnek vereyim. Biz partiden ihraç edildikten sonra 1. Asscher Türk gençleriyle konuştu, 2. Ridderzaal’da dinlerarası diyalog organize etti. 3. Ijmuiden’da Kuba camii’ne gitti. 4. Yabancı gençlerle televizyon programına katıldı. 5. Yurtlarda kalan cocuklarin velileri ile toplantı yaptı.

Yani ajandasını adeta temizleyip bunun üzerine durdu. Bizim ilk katıldığımız entegrasyon tartışmasında önerdiğimiz fikirler şimdi daha bir gün yüzüne çıktı. Son haftalarda farkettik ki; bizim sesimiz PvdA’nın dışında PvdA’nın içindekin daha fazla daha çok duyuluyor. Bizim amacımız birlestirerek problemleri çozmekti. Ancak buna engel olundu.

Bizim Selçuk Bey’le katıldığımız ilk entegrasyon tartışmasında, ilk önergemizde zikrettiğimiz temalar su yüzüne çıktı. Mesela CDA partisi entegrasyon politikasının başarısız olduğunu açıkça söylemeye başladı. Kendileri 10 sene boyunca o sorumluluğu aldılar Balkenende hükümetlerinde. Onu bir kenara koyalım.

Ama şimdi gördüğümüz o ki; bizim söylemlerimiz de yavaş yavaş doğru yerini almaya başladı. Alexander Pechtold’un Nieuwsuur’da yaptığı açıklaması bizim ondan birkaç gün önce Volkskrant’taki yaptığımız açıklamanın aynısıydı. Biz dedik ki “Bakan Asscher kendisine bir profil arıyor. O profili işsizlikle mücadelede bulamıyor. Sosyal sigortalar konusunda da bulamıyor.“ Bu entegrasyon meselesi çevresinde kendine yeni bir profil arıyor. Mesela Filistin’in tanınması için adım attım mecliste ve bakıyorsunuz diğer partiler bizim soylemlerimize bir adım yaklaşıyor. Bu neyin göstergesi?

Öte yandan bakıyorsunuz; diğer partilerden örnek olarak Hayvanlar partisini ele alalım. 2 sandalyeleri var. 8 sene önce Hollanda Parlementosu’nda hayvan haklarından hiç bahsedilmiyordu. Ama 8 yıl içerisinde gündemi öyle bir değiştirdiler ki, netice almaya başladılar. Diğer siyasi partiler de bu yeni partinin söylemlerini kendi parti programları içine aldılar yavaş yavaş. Bütün bunlar neyi gösteriyor? Aslında asıl bu çizgide daha rahat sonuçlar alabiliyorsunuz. Biz bu kısa sürede bunu gördük.

Çizilen stratejinin etkilerini göreceğiz. Öte yandan aynı kulvarlarda gitmek isteyen bir Nida partisi var, Verenigd Arnhem var. Bunlar sizede çağrıda bulundular. Önümüzdeki dönem onlarla bir çalışma sözkonusu olacak mı?

Tunahan Kuzu: O konuya cevap vermek için henüz çok erken. Daha 4 hafta önce başımızdan bu olay geçti. Şu anda önce kendi çizgimizi çizmemiz lazım. Kendi çizgimizi çektikten sonra herkesle görüşmeye açığız.

Siz kişisel kariyer peşinde misiniz? Yoksa bu toplumsal siyasi bir hareket midir?

Tunahan Kuzu: Kişisel kariyer peşinde olsaydık PvdA’nın bize verdiği vaatler sayesinde şu anda bambaşka bir yerde olurduk. Burda oturup bu konuları konuşuyor olmazdık.

Şimdi kendi grubunuzu kurduktan sonra diğer partilerle aranız iyi oldu mu?

Tunahan Kuzu: Yavaş yavaş normalize oluyor. Diger partiler bizi kabullenme sürecine girdiler. Ve o irtibatlar gün geçtikçe sıklaşıyor. Herkesin gözü doğal olarak bizim üzerimizde. Ne yapacaklar, ne edecekler ve nasıl bir çizgi çizecekler?

Günde kaç saat çalışıyorsunuz?
Tunahan Kuzu: En az 16 saat. Fakat Günde 24 Saat siyasetçisinizdir. 7 gün 24 saat. Gece mesela aklıma bir fikir geliyor, Selçuk Bey’e mesaj atıyorum:  Yat uyu diyor. (İkisi de gülüyorlar).

Hafta sonu da dahil mi?
Selçuk Öztürk: Evet. Non Stop!

 

Röportaj | İbrahim Karaman



Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *