Oyunu ver, hesabını sor!

Coskun Coruz2014 yılını başlangıç kabul ederek, yarım asrı içerisinde tükettiğimiz Hollanda’nın birikimleriyle bu ülkenin gidişatını konuşmak üzere sohbetler gerçekleştireceğiz. Yerel ve AP olmak üzere iki seçime hazırlanıyor Hollanda. Buradan hareketle, siyaset üstü biriyle siyaseti konuşalım istedik bu sayıda. Yaklaşık 12 yıl boyunca parlamentoda temsilciliğimizi ve sözcülüğümüzü yapan Coşkun Çörüz Bey’le hoş bir söyleşi gerçekleştirdik. Yaptığı işi bilerek yapan, fedakâr, hizmet sevdalısı, mütevazi, aydın, samimi bir kişiliğe sahip Coşkun Çörüz. Sohbetimizden keyif alacağınıza ve hayli istifade edeceğinize inanıyorum…

 

Partinizde bir zemin kayması yaşandığı söyleniyor, katılıyor musunuz?

Partimizin merkezinde her zaman ‘insan’ vardır. Bireyselliği hep reddetmiştir. İnsanı, ailesiyle, çevresiyle, toplumdaki işleviyle tamamlayan sosyal bir varlık olarak kabul etmiştir. Bu anlayışa ve bu felsefeye sahiptir. Diğer partilerden teklif gelmesine rağmen ben, inancımla, kimliğimle bu topluma ancak böyle bir partide hizmet edebileceğime inandığım için CDA’yı seçtim. Başka partileri seçenlere de saygım vardır.

Dünya değişiyor, elbette partilerde bu değişimden payına düşeni alıyor; onlar da değişiyor. Bu bir zemin kayması değildir. Ama partimiz, çıkacak olan yasaların insana getiri ve götürüsünü hesap ederek adım atıyor. Elbette yaptığımız her işin herkes için doğru olduğunu savunmuyorum. Ama insan için en uygun olanını seçiyoruz.

 

Hollanda’nın şu anki siyasi, iktisadi ve içtimai gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sürekli karamsar bir tablo getiriliyor önümüze, siz gelecekten ümitvar mısınız?

Her ne kadar önümüze karamsar tablolar konulsa da, uluslararası araştırmaların verilerinde Hollanda’nın pek çok alanda ilk beş veya ilk onuncu sırada olduğunu görmekteyiz. Krizin her kesimi etkileyen bir yönü var ama, objektif olarak bakıldığında Hollanda’nın hala iyi bir yerde olduğuna ve bu krizi de atlatarak yoluna devam edeceğine inanıyorum. Sistemini, altyapısını temelinden sağlam zeminler üzerine oturtmuş bir ülke Hollanda. Ufak tefek sendelemeler olsa da büyük sarsıntı ve yıkıntı asla yaşamayacaktır. Günübirlik politikalarla yönetilmiyor. 15-20 yıl sonrasının planları yapılarak yol alınıyor. Biz de bu ülkenin bir parçası olarak bulunduğumuz konum itibariyle bu ülkeye ve insanlarına katkı sunmamız gerekir.

Su dolu bir bardağa bir damla mürekkep damlatsanız, su maviye boyanır. Demek ki bu ülkede herkes, bu ülke ve insanları için bir şeyler yapabilir. Bu illa da siyasetle olacak diye bir şey de yoktur.

Hollanda’nın şuan ki durumunu bahane edip geri dönmek isteyenleri anlamakta zorlanıyorum. Geri dönüş sendromuyla yaşamayı bırakmalıyız artık. 50 yıl olmuş geleli hala geri dönme hayaliyle yaşayanlar var. Bu hayalin bedelini ağır ödedik biz. Geri döneceğiz diye çocuklarımızı meslek okullarına yönlendirdik. Onların geleceği ile oynadık. Aynı hatayı bir daha yapmayalım. Artık, Hollandalı olmalı, burayı tartışmalı, buraya katkı yapmanın yollarını aramalıyız. Gelecekten ümitliyim.

 

19 Mart yerel seçimleriyle alakalı bir öngörünüz var mı, nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?

Kariyer sahibi büyük insanlar tanıyorum. Oldukları yerde büyük hizmetler yapmışlar ama siyasete girerek hizmet alanını küçültmüşler. Bu anlamda, siyasete girenlerin de bunu dikkate almalarını isterim. Belki küçük bir bünyede daha büyük hizmetler icra ediyordur; siyasette daha iyisini yapacağına inanıyordur ama tam aksi de olabilir. Hem seçmen hem de seçilecek olan kişi bunları bilerek hareket ederse, her şey daha sağlıklı yürür. Eleştiriye açık olmalıyız. Parti, aday ve seçmen üçlüsü üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları iyi bilmelidir. Öngörüm ve temennim, bu ülkeye ve insanlarına hizmeti esas alan oluşumların seçimi kazanmasıdır.

 

Oyunu ver, hesabını sor. Oyun kadar sesin çıkar. Oy, gücünüzün de bir göstergesidir.

 

 

Yabancı kökenli adaylar bir oy deposu olarak mı görülüyor ve adayların parti yönetimi tarafından harcandığı söyleniyor, katılıyor musunuz?

Hayır, katılmıyorum. Parti listesi hazırlamak çok hassas bir konudur. Tuğlaları örerken gösterdiğiniz itinayı göstermek zorundasınız. Toplumun bütün renklerini, seslerini parti içerisine yaymak durumundasınız. Aday seçiminde, bölge, kadın-erkek, yaşlı-genç, yerli-yabancı, uzman, akademisyen gibi unsurlar dengeli olmalıdır. Parti böyle bir yapı oluşturmuş da ve siz bundan rahatsızsanız, partiye katılmazsınız.

Seçme ve seçilme hakkı elde edilene kadar çok mücadeleler verildi. Bunun kıymeti bilinmeli ve sandığa gitmeliyiz. “Yahu benim bir tek oyumdan kime ne hayır gelecek” gibi yanlış bir anlayış var. Bazen bir oy bile seçim kazandırıyor. İlk seçimde en fazla tercihli oy almama rağmen 8 eksik oyla kaybetmiştim. O zaman anladım ki, bir tek oyun bile büyük kıymeti var.

Siyasilerin, partilerine aldıkları ve listede yer verdikleri adaylar için kullandıkları sözler çok incitici. Eğitimsiz ve ehliyetsiz oldukları, hemşericilik yaptıkları ve sırf para için bu yola tevessül ettiklerine dair talihsiz açıklamalar var. Bunlar aday belirleme aşamasında neticelenmelidir. Adayları uygun bulmuyorlarsa listeye almamaları lazım. Partiye bu hususta büyük sorumluluk düşüyor. Adaylarını iyi seçsinler. Seçtikten sonra böyle eleştirilerin yapılması doğru değil.

 

Parti değiştirenler var, nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doğru bulmuyorum. Kişi yıllarca bir partinin bünyesinde hizmet ediyor; gün geliyor, listeye alınmadığı veya liste sırası iyi olmadığı için gidip başka bir partiye üye oluyor. ‘Antidemokratik söylem ve uygulamalar olduğu için partimden ayrıldım’ diye de ayrılma sebebini açıklıyor. Partide kalıp mücadele etmesi bence doğru olandır. Bu sebeple partiden ayrılmak kolaycılık gibi geliyor bana. Partiyi, moda gibi değiştirmeyi uygun bulmuyorum.

 

Seçmenin siyasilere küs ve kırgın olduğu söyleniyor. Sandığa gitmeme gerekçeleri başka ne olabilir?

Seçmen oy verdiği adaydan büyük beklenti içerisinde olmamalı. Oy hakkı olan kişiye, “Hadi oyumuzu kullanalım” diyorsun, o da “Siyasetçi bizim için ne yaptı ve ne yapacak ki?” diye cevap veriyor;  oyunu kullanmıyor. Oysa bir siyasetçinin sizin için orada bulunması ve sizi temsil etmesi bile güzel bir şey, bulunmaz bir imkândır.

Seneler öncesi, bir seçim zamanı bir salonda sohbet ediyoruz. Bana eleştiriler geliyor. Yaşlı bir amca söz aldı ve “Coşkun Bey hiçbir şey yapmasa bile onun parlamentodaki varlığı bize yeter” dedi. Elbette bunu bir şey yapmayalım ya da yapılmıyor anlamında söylemiyorum ama sandığa sırf bu yüzden küsmek, aday olan kişiye bu nedenle kırılmak doğru değil. Oyunu ver, hesabını sor. Oyun kadar sesin çıkar. Oy, gücünüzün de bir göstergesidir. Muhatap alınmanızın bir sebebidir.

 

Okurlarımıza iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Vatandaşlık görevimiz sadece oy vermekle bitmiyor, asıl iş ondan sonra başlıyor. Seçtiğimiz kişiyle olan irtibatımızı kesmeyelim. Onu sürekli kendi çalışmalarımıza ortak edelim. Bu ülke bizim ülkemiz. Bu toplum bizim. Herkes bu ülkeye katılım sağlamalı. Bu katılımın önemli yollarından biri de siyasettir.

Bu yola çıkan fedakâr insanları oylarımızla desteklemeliyiz. Siyaset geçicidir. Gençler buna bir meslek gözüyle bakmasınlar, yarı yolda kalırlar. Önce okusunlar, meslek edinsinler ardından eğer hizmete burada devam etmek isterlerse, öyle seçsinler siyaseti. Okulu bitirmeden siyasete atılan ve şimdi 30-35 yaşından sonra okula başlayan pek çok siyasetçi tanıyorum. Gençlerimiz bu yanlışa düşmesinler.

Parti üyeliği “ikinci evlilik” gibidir. Karar vermeden önce iyi düşünsünler.

50 sene içinde Hollanda’daki Türk toplumu büyük mesafeler kat etti. İşçi olarak geldiğimiz Hollanda’da şu anda, Türk kökenli siyasetçilerimiz, işadamlarımız, avukatlarımız, hâkimlerimiz, doktorlarımız, araştırmacılarımız, medya mensuplarımız, spor, müzik, edebiyat, tiyatro alanlarında yetişmiş insanlarımızla belli bir yerlere geldik. Hollanda bize bu imkânları verdi. Bizde bunun karşılığında,  vatandaşlık görevi olarak 19 Mart ve 22 Mayıs’ta sandığa gitmemiz ve oyumuzu kullanmamız gerekir.

“Seçme ve seçilme hakkı elde edilene kadar çok mücadeleler verildi. Bunun kıymeti bilinmeli ve sandığa gitmeliyiz. “Yahu benim bir tek oyumdan kime ne hayır gelecek” gibi yanlış bir anlayış var. Bazen bir oy bile seçim kazandırıyor.”

 

_MG_6386

“İşler iyi giderse insanlar kendinden bilir, işler kötü giderse siyasetçi topa tutulur”

Siyaset arenası için 11 yıl uzun bir süre. Neler kazandırdı, neler kaybettirdi size?

Çok zorlu bir mücadeleyi gerektiriyor siyaset. Pek çok şeyden fedakârlık yapmanız, haftalık 70-80 saat çalışmanız gerekiyor. Aileler ihmal edildiği için, çok sık boşanmalar yaşanıyor. Böyle yoğun çalıştığım zamanlardan birinde ailecek oturduğumuz sofrada oğlumun söylediği bir söz beni hala derinden etkiler. “Ah, baba da gelmiş yahu!” Onun şaşkınlığını ifade eden bu söz beni hayli sarsmıştı. Güzel bir meslek. Sizi belli yerlere getiriyor ama ağır bedeller ödettiriyor. Toplum için yaptığınız bunca fedakârlık maalesef her zaman karşılık bulmuyor. Annem bizim konumumuzu şöyle özetliyordu: “Oğlum, bu işe soyundun, iyi düşün ve dikkat et!.. İşler iyi giderse insanlar kendinden bilir, işler kötü giderse siyasetçi topa tutulur”. Siyasete girmek isteyen gençlerimiz iyi düşünmeliler. Zira bu yola girdiğinizde büyük bir sorumluluğu da omuzlamış oluyorsunuz.  Partimizin programları çerçevesinde farklı ülkelere siyaset dersi vermek için ziyaretlerimiz oluyor. İnsanlara hizmet etmenin sadece siyasetle yapılacağına inanmış olan gençlerle karşılaşıyorum. Hayır, bir insan kendi bilgi, birikim, tecrübe ve kabiliyetiyle bu topluma her yerde hizmet verebilir, katkı sunabilir. Siyaset bu yollardan sadece biridir. Ben aktif siyasete katılmadan öncede çok faal biriydim. Siyaset öncesi bulunduğum yer ve kuruluşlarda, bazı konularda daha rahat hizmet ortamı buluyor, daha rahat konuşabiliyordum.

 

Pişman mısınız, vicdanen rahat mısınız, nedir durum?

Ne yaptıysam bilerek yaptım. Bu toplum bana bir şeyler verdi ben de onun karşılığını ödemeye çalıştım. Her şeyin daha iyi olması için koşuşturduk. Uymanız gereken parti programı, koalisyon protokolü ve hükümet sözleşmesi var; bunları aşarak bir şeyler yapmaya çalışmak ve başarılı olmak hiç de kolay değildir. Meclise girdiğimde ayna karşısında kendimi hesaba çekerdim: “Bu işi severek, inanarak yapmalısın ve toplumun sesini parlamentoya yansıtmalısın” derdim. Gençlik, Güvenlik, Adalet, İnsan Hakları Komisyonlarında ve aynı zamanda AGİT’te, 56 ülke parlamentosu adına insan hakları raportörüydüm. Görevim süresince, halkla birebir ilgilenir, onların sorunlarını meclise taşır, ilgili bakanlarla tartışırdım.

Yasa çıkarmak bizim işimizdi. Yasa yapmaktan amaç, toplumun huzuru, refahı, güvenliği ve sağlığını en üst düzeye çıkarmaktır. Peki, çıkartılan yasalar hedefe ulaşıyor mu? Bunu da siyasetçinin kendisi denetleyecek ve toplumdan gelen bu yöndeki eleştirilere açık olacaktır. Bunu oluşturmaya çalıştım bunca yıldır. Vicdanen rahatım ve verdiğim kanun tekliflerini göz önüne aldığımda da, asla pişman olmadığımı söyleyebilirim.

 

 

[hr style=”dotted”]

 

Coşkun Çörüz kimdir?

1963 Kastamonu-Abana doğumlu. 1969 yılında aile birleşimi çerçevesinde Hollanda’ya gelir. Amsterdam Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Çörüz, önce özel sektörde, ardından da sırayla Amsterdam Yabancılar Merkezi’nde danışmanlık, Japonya’da üniversitede hocalık, Eşit Haklar Komisyonunda üyelik ve Haarlem’de belediye meclis üyeliği yapar. 2001-2012 yılları arasında kesintisiz 11 buçuk yıl boyunca CDA’dan milletvekili olarak görev yapar. Bu dönemde, Hollanda Delegasyon Başkanı olarak AGİT’te İnsan Hakları Raportörü olarak bulunur. Şimdi danışmanlık yapan Çörüz evli ve 2 çocuk babasıdır.

  




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *