Seçimler, demokrasi ve Hollanda ile aynileşme…

Veyis-Gungor-web

 

Yine bir seçim arefesindeyiz. Mart ayında yerel seçimler, mayıs ayında Avrupa Parlamentosu seçimleri yapılacak. Bir sivil toplum kuruluşunun yöneticisi olarak, her seçim sürecini yakından takip etmekteyim. Her seçim öncesi de vatandaşlarımızın en azından oy kullanarak siyasi katılımlarını sağlamaları yönünde düşüncelerimi paylaşırım. Yerel seçimlerde bizim, yani Hollanda Türkleri’nin hatırı sayılır bir tecrübesi ve birikimi vardır. Zaman zaman dalgalı, inişli çıkışlı bir siyasi katılım süreci yaşasak da, tüm seçimlerde Türkler’in siyasi katılımının sadece seçim günü oy kullanmaktan ibaret olmadığını hep anlattım. Yaptığım gözlemlerde ise bizimkilerin, genel anlamda siyasi katılımdan ‘milletvekili seçilmeyi’ anladıklarına şahit oldum. Örneğin, ne yazık ki, çok az sayıda kişinin siyasi partilerin mutfağında çalıştığını gördüm. Siyasi partilerin ilçe teşkilatlarına üye olarak, mahallede, belediyede, partinin bilimsel vakfında, eyalet yönetiminde, temsiciler meclisi parlamentoda daha sonra Avrupa Parlamentosu’nda görev almayı hedefleyen, yani uzun soluklu bir siyasi mücadele vermeyi seçen çok az vatandaşımızı tanırım. Siyasete girmek isteyen ve siyasette insanlara hizmet etmek isteyenlerin sabırla, inatla, emek vere vere siyasette yükselmeleri daha sağlıklı olur. Hollanda siyasetinde bunun onlarca örneği vardır. Her alanda olduğu gibi terlemeden, mücadele etmeden, yorulmadan bir yerlere gelenler, yine yorulmadan geri gidebilirler…
Yeri gelmişken üzerinde durulması gereken bir nokta da, Hollanda demokrasisinin önemli sorunlarından bir tanesi, hiç şüphesiz vatandaş ve siyaset arasındaki güven bunalımıdır. Geçtiğimiz ay, Ankara’da düzenlenen Demokrasi Şurası’da Hollanda demokrasisini anlatmaya hazırlandığım bir anda, gazetemiz yazarlarından mailime gönderilen ve Hollanda demokrasisinin son elli yılını anlatan şu iletiyi burada sizlerle paylaşmak isterim. Bilgi şöyle: “50’li yıllarda vatandaş uysaldı. Ne denilirse yapıyordu. Elinde bir şapkayla itaat ederdi. 60’lı ve 70’li yıllarda vatandaş müşteri oldu. Velinimet olarak görülmeye başlandı. Hizmet ayağına getirildi. 80’li ve 90’li yıllarda tüketici oldu vatandaş. Bir takım istekleri oldu, sırasıyla bu istekler yerine getirildi. Bu yüzyılın başında vatandaş katılımcı oldu. Demokratik süreçlere katılabiliyor, karar verebiliyor ve yönetmeye yardımcı oluyordu. Sözünü hiç esirgemeyen, devlet teşekkürlerini tenkit edebilen bir katılımcıydı vatandaş. Şimdi işler değişti. Vatandaş sorumluluk alabilir mi? Riski kim alacak? Vatandaş mı devlet mi? Vatandaşla devlet iç içe mi? Yoksa karşı karşıya mı? Birlikte bir şeyler yapmaya cesaretleri var mı? Birlikte başarılara imza atabilirler mi? Ama en önemlisi birlikte düşmeye hazırlar mı? Evet. Vatandaş ve karar vericiler arasında artık bir güven sorunu yaşanıyordu.”
Evet bu metin, yarım yüz yıllık Hollanda demokrasisinin bir fotoğrafını resmediyor…
Seçimler, demokrasi derken, Den Haag merkezli yayın yapan Demet TV, Hollanda’daki Türk seçmenin politik arenada sesini duyurması için bir çalışma başlatmış. Siyasi partilere şu çağrıyı yapmış: “50 yıldır buradayız. Hollanda’nın yeniden yapılanmasına bizim büyüklerimizin katkısı göz ardı edilemez. Burada yaşamaya da devam edeceğiz. Çocuklarımız buralılar ve bu ülkede çalışacaklar. Vergimizi bu ülkede ödüyoruz ve bu ülkenin ekonomisine katkıda bulunuyoruz.  Burası bizim de vatanımız. Ancak, bazı siyasi partilerin bizi küçümsemelerini, dilimize, dinimize ve kültürümüze saygı göstermemelerini kabul etmiyoruz. Unutmayın ki, biz bu ülkenin eşit vatandaşlarıyız. Bu yüzden siyasi partinizin aldığı kararlarda bizi hesaba katmasını talep ediyoruz. Çünkü, Türk toplumu bu kamuoyu araştırmalarıyla partinizin politikaları hakkında ne düşündüğünü sizlere gösterecek. Eğer hala sesimizi duymazsanız, ilk etapta yerel seçimlerde ve daha sonra Avrupa Parlementosu seçimlerinde hesaplaşırız.”.
Yukarıda verilen iki ayrı örnekte, seçmen ile siyasi partiler arasında oluşan güven sorununa dikkat çekilmekte. Her ne kadar tartışma konusu olsa da güven sorununun suçlusu ise, siyasi partiler olarak ifade edilmekte. Oysa olaya Amsterdam Üniversitesi’nden sosyolog Jean Tille şu şekilde yaklaşmaktadır. “Yani göçmenlerin siyasi uyumu açısından baktığımızda karşımıza şu tartışma alanları çıkmaktadır. Bunlar: siyasi haklar (seçim hakkının verilmesi), demokratik norm ve değerler (örneğin din ve devlet işlerinin ayrışımı), Hollanda ile aynileşme (insanların kendilerini ne kadar Hollanda toplumunun bir parçası olarak hissetmesi) ve siyasi katılım (hangi oranda sandığa gidiliyor ve bunların ne kadarı göçmenlerden oluşuyor?)”.
Evet, mart ayında yapılacak yerel seçimler ve mayıs ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri için her sivil toplum kuruluşunun yaptığı gibi, ‘sandığa gidelim, oyumuzu kullanalım’ çağrısını yapmayacağım. Ancak, Hollanda Türk toplumu olarak, seçimler sürecinde üzerinde en çok duracağımız noktanın elbette, Hollanda ile aynileşme noktası olduğunu belirtmek isterim. Zira bir çok sorun bu noktada birikme vaziyetinde. Bugüne kadar Türkiye’ye odaklaşma, yani bedenlerin Hollanda’da kafaların Türkiye’de olmasının dengesini sağlamak zorundayız. Bu noktada paradigma değişikliğine gidildiği takdirde siyasi katılımın her katmanında ilerlemiş olur, hakkıyla yönetime de talip olmuş oluruz.

 

YAZARLAR




One thought on “Seçimler, demokrasi ve Hollanda ile aynileşme…

  1. anoniem

    Hepsi ayni hepsi yabanci dusmani ancak kendilerini dusunurler ancak vergi yukseltirler ve sigortay.

    Reply

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *