SIFIR KUŞAK!

Sevgili Okurlar,
Nesiller, özelde toplumların, genelde insanlığın varoluşunun devamlılığıdır. Toplumların devamlılıklarıyla birlikte dilinin, kültürünün, tarihinin ve inançlarının da devamını sağlar. Konfüçyüs’ ün dediği gibi: “Insanlar ve toplumlar gelecekleri ile ilgilenmezlerse, üzüntü ve kayıpları büyük olur.”
Bu açıdan baktığımızda, belki de günümüzde en önemli sorun olmasına rağmen göz ardı edilen, 21. yy neslinin kötü bir durumda olduğu ve bunu bir türlü kavrayamayışımız.
Malesef “Anomi” yani normsuz, kuralsız nesillerin etkisinde bir gelecek bizi bekliyor. Havada yaşayan, gerçeklerin farkında olmayan, bencil kısacası sadece “Ben” diyen bir gençlikle karşı karşıyayız. Evet, gerçek şu ki, böyle bir neslin bedeli çok ağır olacak.
Şu can alıcı soruyu sorarsak, içinde bulunduğumuz durumun vehametini belki daha iyi anlarız. “Bugünün gençleri niçin bu kadar özgüvenli ve iddialı, fakat bir o kadar da depresif ve kaygılı?” Gelin hep beraber günümüz gençliğini mercek altına alıp, sebep-sonuç ilişkisini, sonrasında da çözümünü bulmaya çalışalım.
Yeni nesil gençler, hastalık derecesinde yaygın bir narsisizm, hayali bir iyimserlik, gittikçe artan kaygı ve depresyon içindeler. Zorluk çekmeden, hemen her şeye sahip olan, sahip olduklarıyla yetinmeyip her zaman daha fazlasını isteyen, hak etmediğini hakkıymış gibi gören, hayatın gerçekliklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor. Büyüklere yapılan saygısızlık ne zaman büyümenin bir göstergesi haline geldi, ne zaman otobüste yaşlılara yer vermemek için numara yapacak kadar kötü oldular? Artık saygı nedir, kıymet nedir, alın teri nedir bilmiyorlar. Teknoloji ile sürekli “iletişimde” gibi gözükseler de genelde çok yalnız ve mutsuzlar. Geçmişte sokaklarda oynayan, kolay sosyalleşebilen çocuklar ne yazık ki artık gitgide daha farklı olmaya başladı. Eskiden dışarıda buluşmaya gidildiğinde sohbet sohbeti açar, vakit nasıl geçer anlaşılmazdı. Şimdi ise bir araya gelinildiğinde, hal hatır sormadan önce telefonlara sarılır olundu ve bir araya gelmenin önemi, anlamı unutuldu.
Hayatlarının odağındaki tek şey “Eğlenmek.” Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar. Kendileri için yapılan fedakarlıkların hiç farkında değiller. Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar. Herkesi, kendilerine hizmet etmek için yaratılmış gibi görüyorlar. İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleriyle orantılı.
Yapılan araştırmalar “yeni nesil çocukların” neşesiz, daha içine kapanık, geleceğe dair umutlarının olmayışı, hiçbir arzuları, heyecanları, hayalleri kalmamış olduğunu ve odaklanamama sorunu yaşadıklarını ortaya çıkarmıştır. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) hazırladığı son rapora göre; çocuklarda antidepresan kullanımı İngiltere’de yüzde 54, Danimarka’da yüzde 60, Almanya’da yüzde 49, ABD’de yüzde 26 ve Hollanda’da yüzde 17 oranında yükselmiş, Turkiye de ise Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü verilerine göre kırmızı reçete yazılımı artmıştır! Hepimizin de bildiği gibi kırmızı reçete duygusal bozukluklarda kullanılan antidepresan ve hormon düzenleyici ilaçları kapsamaktadır. Türkiye’de antidepresan kullanımını son 9 yılda yüzde 160 oranında en çok da gençler arasinda artmıştır! Yayın organlarında ise “madde kullanımı 11 yaşa düştü” diye sıkça duyuyor veya okuyoruz. Sizce bu durum çok üzücü ve bir o kadar da düşündürücū boyutta değil mi?
Peki, böyle bir neslin “Sıfır Kuşak” oluşmasının nedenleri nelerdir ve kabahat kimde(!)?

  1. Kültürel ve dilsel kopuş: Kültürel değerler gençler arasında zayıflıyor, gelenek ve görenekler çözülüp yok oluyor. Dünyayı, tek kültür haline getirmek isteniliyor ve dolayısıyla birçok kültür yok olmak üzere. Bunda teknolojik gelişmeler ve yeni hayat şartları büyük etkiye sahip. Unutmayalım ki yerel olmadan evrensel olamayız.
  2. İnanç zayıflığı: Araştırmalar sonucu gençliğin, eskiye göre dine daha az inandıkları ortaya çıkıyor. Hangi din olursa olsun inanç, toplumu ayakta tutan en önemli unsurlardandır. Gençlerin gittikçe inançsızlaşması; düşünmeyi, tefekkür etmeyi, uzun uzun kendilerini dinlemeyi, sukutu unutarak manevi dünyaları erozyona uğrayıp “narsist doğuşu” daha da hızlandırıyor.
  3. Başarısız eğitim sistemi: Gençler, yetenekleri ve istekleri doğrultusunda okul seçemiyor, gelecekte ne olmak istediklerini, neye yatkın olduklarını bilmiyorlar. Ne tutarsa mantığıyla okuyup yaşıyorlar. Yıllarca süren sınavlarla uğraşıyor ve üniversite bitirmek iş garantisi vermiyor. Hayatları, üç harfliler gibi korkulan sınavlarla sarılmış. Bütün bunlara bir de sürekli değişen eğitim sistemi de eklenince sonuç kaçınılmaz oluyor.
  4. Medya: Günümüz tv programları, müzik, dizi, filim ve subliminal mesajlar aracılığıyla gençlere hatta ve hatta ailelere “istediğin her şeyi yapabilirsin” psikolojisi aşılanmakta. Bireysellik, sosyal normlara uyum, ahlaki tavır ve tutum, tüketim alışkanlıkları, sorumluluk duygusu gibi birçok açıdan yapı bozulmakta ve tembel kişilikler oluşmaktadır. Bu bireylerin, ileriki yıllarda hayatla baş başa kaldıklarında, havada uçan ayaklarının derinlere saplanması ve getirisinde mutsuzluk kaçınılmaz hal alıyor. Sürekli açılıp duran ileti pencereleri, akıllı telefonlar, sosyal medya ve video oyunları, Youtube algoritması genç beyinleri iğfal ediyor.
    Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle dilde yozlaşma başlayıp, bir bakıma ortak dilimiz gidip, yerine yalnızca gençlerin anlayabildiği bir dil daha doğuyor.
    Örnek olarak, gençler arasında sıkça söylenen kelime veya cümlelerin bir kaçına göz atalım.
    Efet, diil, olum, nese, gitmio…
    Size garip gelse de yeni nesil gençliğin kullandığı kelimeler bunlar.
    Bir de kısaltılan cümleler var ki, anlayana aşk olsun.
    Kib, As, Hg, Aeo ya da aeol, Ss: 1 şey, Nbr, Aro, Oss…
    Mesela; “oss.” ÖSS sınavıyla bir ilgisi olduğunu aklınızdan bile geçirmeyin. Çünkü “o senin sorunun” demekmiş.
    Ya da
    “Aşkların en büyüğü, kendini sevmektir.” “Kendim olmaktan gururluyum.”
    “Hayat, bireyin ihtiyaçlarına odaklanmalı.”
    “Yaptığım hiçbir şeyden pişman olmam.”

    Sizce de bunlar birçok şeyi açıkça ortaya çıkarmıyor mu?
    5: Aile: 0-6 yaş arasında, insan kişiliğinin çekirdek kısmı oluşmaktadır. Yaşamın ilk yıllarında öğrenilen ve kazanılan davranışların kalıcı etkileri nedeni ile ANNE VE BABALAR çok önemli kişilerdir. İlk öğrenilenlerin iyi, güzel ve doğru şeyler olması hem çocuk hem de toplum için büyük değer taşımaktadır.
    Kişilik temelinin oluştuğu bu yaş diliminde anne-babaların tavır ve davranışlarının çocuklar üzerindeki etkisi büyüktür.
    Nesillerin oluşmasında ki en önemli ve temel taşı olan beşinci madde “Aile” yi bir daha ki sayıda daha geniş ve detaylı bir şekilde ele alacağım.
    Atatürk’ün: “Bütün ümidim gençliktedir.” diye söylediği gibi gelecek kuşakların teknoloji bağımlısı, doğaya, kendine ve gerçek hayata uzak, tüketim ve haz odaklı, narsist, kuralsız bir kuşak yani “Sıfır Kuşağı “olmasını istemiyorsak, önlemler almalı, genç nesillere yol gösterici olmalıyız. En önemlisi de sevgi, saygı, sorumluluk ve bilinç gibi erdemlerin, bilgiden çok daha önce ve önemli olduğunu çocuklarımıza anlatmalıyız.
    Unutmayalım ki; gençlere değer veren, onları en iyi şekilde yetiştirerek kişilikli ve özverili kuşaklar olarak yarınlara hazırlayan uluslar, geleceğe güvenle bakabilirler. Ünlü filozof Aristoteles’ in sözleriyle yazıma burada ara veriyor, bir daha ki sayıda sizlerle buluşma temennisiyle, iyi okumalar diliyorum.
    “Gençlerin yetişmesine önem veriniz. Çünkü en küçük ihmal ülkenin yapısını ve istikbalini mahveder.” (Aristoteles.)



Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!
%d bloggers like this: