VEYİS GÜNGÖR’ÜN ANADOLU HAYRANLIĞI – İlhan Karaçay yazdı

İnsan büyüleyen projeleri ve Anadolu insanının ferasetini gitti, gördü, yaşadı ve anlattı.

Hollanda’da yaşadığı 30 yıl boyunca, çeşitli kuruluşları yaşama geçiren, başkanlık yapan ve 100’ü aşkın yazılı ve görsel esere imza atan, bini aşkın etkinlik organize eden Veyis Güngör, Anadolu’ya ve insanlarına duyduğu haranlığı nedeniyle, bir seyyah gibi oralara gitti, gördü, yaşadı ve intibalarını anlattı.

 VeyısGungor20151020_121226_resize-Böyle bir seyahate neden ihtiyaç hisettiniz?

-‘ Bu benim yıllardır düşündüğüm bir seyahat planıydı.Türkevi Topluluğu olarak geçtiğimiz günlerde İstanbul’dan başlayıp, Kocaeli, Sakarya, Ankara, Adana, Kahramanmaraş, Konya, İzmir ve Manisa’yı içeren bir dizi temaslarda bulunduk. Bir tarafta dev projeler, diğer tarafta insanımızın ferasetiyle karşılaştık.  İnsanın büyülenmemesi elde değil. Ziyaret ettiğimiz şehirlerde karşımıza çıkan yerel yönetim hizmetleri büyük övünç kaynağı. Ama bunun yanısıra sohbet etme fırsatı yakaladığımız ilçeler, köy ve kasabalardaki Anadolu insanı ise bambaşka bir enerji kaynağı. Bu insanlarla yeniden hemhal olma şansını bulduğum için mutluyum. Ziyaretlerimizden büyük bir keyif aldım. Zaman zaman heyecanlandım. Anadolu insanının irfan ve ferasetini yeniden hissettim. Kelimenin tam anlamıyla bu insanlardaki asil, vakur ve bir o kadar da mütevazi ruhu doya doya yaşadım. Türk milletinin derin duruşu ve âlemşümûl  insan sevgisi beni bir defa daha bu millete hizmet etmenin haklı gururunu yaşattı. Aşağıda Anadalu ziyaretimizden örnekler vererek aynı gururu sizin de bir nebze olsun yaşamanızı arzu ediyorum.’

– Nerede ve nasıl başladınız bu geziye?

-‘İlk durağımız İstanbul oldu. Ekibimizle Atatürk Havaalanı’nda buluştuk. Anadolu yakasına doğru yol alıdık. Değerli dostum sosyolog Musa Taşdelen bizi Beykoz’da karşılıdı. Boğaz’a nazır olan Belediye tesislerinde güzel bir kahvaltı yaptık. Hava bulanık. Ancak hem deniz hem Beykoz çok hareketli. Zaman zaman dalgalar kenarda kahvaltı yapanları ıslatıveriyor. Martılar bir şeyler kapmak için birbirleriyle yarışıyorlar. Kahvaltı sonrası deniz kenarında kısa bir yürüyüş yapıyoruz. Sıcak kahvelerimizi de içtikten sonra, Anadolu Kavağı’ndaki Yoros Kalesi’ne doğru yol alıyoruz. Dar yollardan geçtikten sonra Yoros Kalesine ulaşıyoruz. Karşımızda dev bir proje olan üçüncü köprü: Yavuz Sultan Selim Köprüsü. İnsaatın yarısından fazlası bitmiş. Muhteşem bir eser ortaya çıkıyor. Yoros Tepesi sanki İstanbul’un keşfedilmemiş değerlerinden biriymiş gibi geldi bana. Gerçi insanlar akın akın gelip, 3. Köprüye doğru hatıra fotograf çektiriyorlar. Vakit daralıyor. Kocaeline doğru hareket ediyoruz.’

-İstanbul’dan sonra ilk durağınız neresi oldu?

-‘Akşam saatlerinde Kocaeli’ne ulaşıp, Seka Park Otele yerleşiyoruz. Hollanda’dan da ortak dostlarımız olan değerli ve çalışkan Veysel Özkaraaslan bizi deniz kenarında bir restorana akşam yemeğine davet ediyor. Veysel, Kocaeli ile Amsterdam’ın kardes şehir olmasından dolayı sık sık Hollanda’daya gelir. Hatta kısa da olsa bir Hollanda geçmişi vardır. Kocaeli Belediye Başkanı Danışmanı olan Veysel Özkaraaslan yemek esnasında uyguladıkları öğrenci değişim projesinden tutun da, Kocaeli Belediyesinin Amsterdam Belediyesi İtfaiye elemanlarını eğitme projelerini de anlatınca şaşkına döndük. Onyıllara dayanan kardes belediyeciliğin yerel yönetimlere yansımasına örnek teşkil eden Kocaeli, diğer belediyelerin de uluslarararası iilişkilerine örnek teşkil etmesini dilemekten başka bir şey düşünemedik doğrusu.

Yine aynı şekilde Sakarya Belediyesi Sosyal Gelişim Merkezi de görülmeye değer bir proje. Projeyi Cumhurbaşkanı eski Genel Sekreteri ve Sakarya Milletvekili Mustafa İsen beyle birlikte geziyoruz. ‘Daha mutlu bir Sakarya için, geleceğe sağlam dokunuş’ sloganıyla hizmete giren proje 5 bin 500 m² alan üzerine inşa edilmiş. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile ortaklaşa hayata geçirilen bu dev proje sayesinde engelliler, yaşlılar, çocuklar, kadınlar, gençler ve aileler her gün hizmet alıyorlar.’

-Sakarya’dan sonraki durak neresi oldu?

-‘ Sakarya’dan sonra Ankara’ya geldik. Ankara Kazan’da karşılaştığımız bir başka Türkiye’de ilk, Avrupa’da ikinci proje: Ankara Lojistik Üssü. Başbakan Başdanışmanı ve Ankara Milletvekili Vedat Bilgin’e proje hakkında brifing veriliyor. Ankara Lojistik Üssü 700 bin metrekare alan üzerine kurulan ve 3 bin kamyon ve tır gün yoğunluğuna sahip, Türkiye’nin Avrupa standartlarındaki ilk nakliye tesisi özelliğini taşıyor. 80 firmanın birleşmesiyle oluşan proje tam hizmete girdiği an 400 firmaya hizmet verebilecek kapasiteye sahip. Anadolu insanı bir araya gelmiş ve 100 milyon dolarlık yatırıma imza atmış. Türk girişimciliğinin tipik bir örneği olan bu proje, tesisin tam kapasiteyle çalıştığı zaman kamyon ve tır sayısı günde 3 bine ulaşacakmış. İnsanın dudaklarının uçuklamaması mümkün değil.’

-Ankara tabii ki siyasi yönden renkli bir yer. Orada neler yaşadınız?

-‘Ankara’da akşam olunca dostların devam ettiği Beylerbeyi’ne uğruyoruz. EkoAvrasya Derneği Başkanı Hikmet Eren, Keçiören Belediye Başkanlığı  Özel Kalem Müdürü Gökhan Bahçecik, Hollanda’dan Ankara’ya dönüş yapan Bülend Yılmaz, nargile keyfimizin ortakları arasında yer aldı. Ankara’da uğramadan geçmeyeceğimiz bir başka mekan da elbette Hamamönü. Tarihi dokusuyla ve manevi havasıyla yudumladığımız çay sohbetine Avrasya Yazarlar Birliği Başkanı Yakup Ömeroğlu, Kafes filmini yazarı Lütfi Şehsuvaroğlu ve Ankara Belediyesinden Murat Çoban eşlik ettiler. ‘

-Adana yolculuğunuz nasıl geçti, Toroslar’da neler yaşadınız?

-‘Ankara’dan Adana’ya gidişimiz sırasında, otomobilde bir taraftan gördüğümüz projelerin bizdeki etkisini konuşuyor bir taraftan da bir an önce Adana’ya ulaşıp, biraz dinlenip ve sabah erkenden Toros dağlarındaki Yörük köylerine gitmeyi hayal ediyoruz. Akşamın karanlığına rağmen sağ tarafımızda Tuz gölü her haliyle belli. Şereflikoçhisar’a varınca, buranın eniştesi olan dostumuz Ahmet Baydaroğlu’nu telefonla arıyoruz. Baydaroğlu’ndan sonra Aksaray’da dinlenme tesisleri işleten değerli dostumuz Hızır Karacaer’e selam veriyor ve kendisinin Amsterdam’da olduğunu öğreniyoruz. Ama Hızır Tesislere mutlaka uğramamızı, en azından bir acı kahve içmemizi istiyor. Çok fazla vakit geçmeden Konya-Adana kavşağındaki Tapan Tesislerine ullaşıyoruz. Bizi Hızır’ın kardeşi Ali Karacaer karşılıyor. Hemen yemek siparişi vereceklerdi, ama biz karnımızın tok olduğunu, ancak bir kahve içebileğimizi söyledik. Kahveler, çaylar ve tatlılar arka arkaya gedi. Kısa sohbetten sonra Adana’ya doğru yolan devam ediyoruz. Otelimize yerleşip istirahata çekiliyoruz.’

-Milletvekili olan değerli dostumuz Talip Küçükcan ile de bir buluşmanız var

-‘ Evet, sabah erkenden Türkevi Araştırmalar Merkezi kurucucularından ve Adana Milletvekili değerli dostum Talip Küçükcan ve arkadaşları, otelin lobisinde bizimle buluşturlar. Güneş henüz doğmamış. İki saatlik yola gideceğiz. Feke’de muhtarlarla kahvaltımız var. Olağanüstü sürat yaparak, bir müddet sonra da Toroslar’ın içinde yol alarak Feke’ye ulaşıyoruz. Bekleyen kalabalıkla selamlaştıktan sonra kahvaltı ve tanışma faslına geçiyoruz. Ve bir müddet sonra daha sabahleyin ağaç koyuğundan alınmış bir bal geliyor önümüze. Yemeye kıyamıyoruz ama yedikçe de yiyesi geliyor insanın. Akşama kadar dağ köylerindeki Yörükleri ziyaret ediyoruz. Her şey tabii. Yemekleri, meyvaları, sulları… İnsan ilişkileri de tabiiki. İlkokul çocukları mavi önlüklerle okula gidiyorlar. Yoksulluktan şikayet etmiyorlar. Ellerindekine şükrediyorlar. Öğle yemeğine bulgur pilavı ve kuru fasulye ve tabiiki pekmez hazılamışlar. Hepsi yerli ürün. Kendi elleriyle yapmışlar. Etrafıma bakıyorum bir ara, Toroslar’ı sis kaplamış. Yol kenarlarında borulardan akan suların yanında, dalında olgunlaşmış incirler var. Velhasıl farklı bir dünya…’

-Toroslar’dan sonra nereye gittiniz?

-‘ Toroslar’dan sonra Kahramanmaraş’a doğru yol alıyoruz. Öyle bir yola girdik ki, yollarda ne araç var, ne benzinlik ne köy ne kasaba. Bitmek bilmeyen dağlar ve insanı ürperten sessizlik. Andırın dağlarındayız vel hasıl. Bir müddet sonra aşağıda Maraş’ın ışıklarını görüyoruz ama daha 30 kilometre yolumuz var. Erken saatte Maraş’a varıyoruz. Dinleniyoruz. Sabah kahvaltıdan sonra, master tez çalışmasını Sezai Karakoç üzerine yapmış olan hemşehrim Mustafa Çoban otelimize geliyor. Hep birlikkte Türkoğlu ilçesinde düzenlenen yeme programına geçiyoruz. Yemekte kadirşinas dostum Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’la birlikte oluyoruz. Tarihi mehter takımının verdiği konserden sonra yine Maraş’ın meşhur yemeği Maraş Tavası ikram edildi. Devamında ziyaret ettiğimiz esnafın ikram ettikleri Maraş üzümü, tatlısı, lahmacunu da burada ifade etmeliyim…’

-Sizin Anadolu aşkınızın sınır yok sanırım. Daha sonra nerelere uzandınız?’

-‘Hedefimiz İzmir’di. Kahramanmaraş’tan yola çıktık. Adana, Karapınar, Konya, Akşehir, Afyonkarahisar ve Uşak’tan sonra İzmir’e gitmeyi planladık. Ancak Konya’ya gelince yorgun düşüyoruz. Sabah erken yola devam edelim kararını veriyor ve dinleniyoruz. Ekibimize Konya’dan Osman Güzel de katılıyor. Kirazlıbahçe’de sabah çayı, İkbal tesislerinde kaymaklı ekmek kadayıfı derken yağmurlu bir günde İzmir’e ulaşıyoruz. Hollanda’dan geri dönüş yapan ve Menderes’te bir çiftliği olan Ayhan Tamer abimize İzmir’e geldiğimizi haber veriyoruz. Akşam yemeğinde çocukluk arkadaşım İzmir Milletvekili Hüseyin Kocabıyı ile birlikte Buca’da buluşuyoruz. Konya hatıralarından, gençlik yıllarından sohbetlerden sonra yağmura rağmen devam eden Başbakanın mitingine katılıyoruz. Akşam Menderes Kuşadası arasındaki çiftlikte kendi ellerimizle demlediğimiz  çayları yudumluyor hem de nargile üflüyoruz. Bu arada Ayhan abinin komşusu tarafından bir keçinin kesilip, firin kebap yapılması için getirildiğini görüyoruz. Etlerini terbiye edip, ertesi gün fırına sürmek üzere buz dolabına yerleştiriyoruz.’

-İzmir yetmedi bir de Manisa var galiba?

-‘ Evet, ertesi gün Manisa’ya doğru yol alırken, İzmir Buca’da değerli dostlarım Ahmet ve Mehmet Akgül’ün kızkardeşi Elmas Akgül hanımefedinin yöneticisi olduğu Özel Buca Dört İşlem Etüt Merkezi’ni ziyaret edip, çalışmaları hakkında bilgi alıyoruz. Çaylarımızı içtikten sonra Manisa’da yapılacak aşure şölenine katılmak üzere yola koyuluyoruz. Şehzadeler şehri Manisa’nın merkezinde Manolya meydanına vardığımızda tüm hazırlıkların yapıldığı ve 40 yıla yaklaşan dostluğumuzun olduğu Manisa’nın gönlünde taht kurmuş değerli dostum Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın beklenildiğini öğreniyoruz. Program başarıyla neticeleniyor.
Tekrar Menderes’teki çiftlike dönüp, bir gün önceden hazırladığımız koç etini fırına veriyoruz. Bahçeden toplanan patlıcan, biber, domates ve soğanın da karışımıyla bir sebzeli bulgur pilavı yapıyoruz. Yoğurt da Ayhan abinin koyunlarından. Artık dinlenme ve nargile zamanı…

-Eee, Akşehir’deki dostumuz Ali İhsan Ünal’ı da ihmal etmemişsiniz?

-‘Akşehir’de değerli dostumuz Ali İhsan Ünal bey kahvaltı yapmamış bizim gelmemizi bekliyor. Dayanamıyoruz. Dağların kenarında işlettiği Yeşil Vadi Restourant’a ulaştığımızda vakit ilerlemişti. Artik biz de kkahvaltıyla öğle yemeini birleştirdik. Kısa bir Akşehir turu yaptık. Nasrettin Hoca türbesini de ziyaret ettik. Yola koyulduğumuz bir anda Konya’dan Musa Karaçor ile yaptığımız telefon görüşmesi sonrasında arabamızı Ladikli Ahmed Efendinin mezarına çevirdik ve ziyaretimizi yaptık.

Son akşam, İstanbul’dan Konya’ya gelen Sancak Medya CEO’su Cengiz Özdemir, işletmeci Ahmet Elden, Necmettin Erbakan Üniiversitesinden Birol Mercan, değerli dostlarım milletvekili adayı Cemal Erkoç, STK başkanı Musa Karaçor ve diğer dostlarla yine Türkiye’nin gündemini değerlendirdik…’

-Bu geziniz hakkındaki son değerlendirmeniz nedir?

-‘ Aslında daha çok gezmek istediğimiz bu kısa süreli yapmış olduğumuz Anadalo gezisi bana yeniden bir güç verdi, azim verdi, sorumluluk verdi. Sözkonusu sorumluluk üzerinde saatlerce düşünüyorum. İçimden bir saik sanki misyonumu, dünyada var oluş misyonumu yeniden tanımlama, gözden geçir diyor…

Ama şu gerçeği bir defa daha gördüm. Avrupa’nın, insanlığın muhtaç olduğu karşılıksız verme, hesapsız sevgi, hoşgörü biz de, Anadolu’da mevcut. Merhamet günümüz insanlığının kaybettiği ve muhtaç olduğu önemli bir değer. Ve bunun farkında olmak bize sorumluluk getiriyor. O zaman o tarihi sorumluluğun idrakinde olup, gerekeni yapmamız gerekmektedir’.

 

 




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *