50 Yıllık Hollanda serüvenimizde vizyonumuz var mıydı?

Sevgili dostum ve Genel Yayın Müdürüm İbrahim Karaman, HABER Gazetesi’ne yorum yazan bizleri, her defasında ”Bu sayıda şu konulara ağırlık vermek istiyoruz” diye yönlendirir.  Bu yönlendirme tabii ki, yazarın fikrine etki yapmak için değil, gündemdeki ilginç konuları hatırlatmak içindir. Karaman dostumuz, notunun altına da, ”Konumuzun dışında kalabilir ve serbest yazabilirsiniz” şeklinde bir cümle ile kibarlığını ve demokratlığını ortaya koyar.
Karaman dostumuz, şimdi okumakta olduğunuz gazetenin ana konusunu bize aşağıdaki şekilde bildirmişti.

1-Hollanda’daki Türkler’in vizyon belgesi olmalı mı?
2-Toplumsal bütünleşmeyi nasıl sağlarız?
3-Birlik siyaseti yürütülmeli midir?
4-Hollanda’nın refah hayatına katkımız nasıl olmalıdır? Bizden bekleneni verebiliyor muyuz?
5-Yerel yönetimlerle ne kadar iç içeyiz? Devleti ve hükümeti ne kadar takip edebiliyoruz?
6-Avrupa’daki Türkler arasında, Hollandalı Türkler kendilerini nasıl konumlandırıyorlar?
7-Hollanda’nın yönetimine talip olmalı mıyız? Yoksa uslu ve uysal vatandaş olarak kalmak
daha mı avantajımıza mıdır?
8-Türkler, STKlar ve cemaatler halinde genel itibariyle Hollanda’da kendi aralarında
barış içinde yaşayabiliyorlar. Ancak bir üst strateji sözkonusu olduğunda yapılacak şeyler
var mıdır? Yoksa 50 yıllık hareket tarzımızı değiştirmek söz konusu değil midir?
9-İlk 50 yılımız bazılarına göre büyük başarı, bazılarına göre ise henüz katedecek çok yolumuz var. İkinci 50 yıl için bir vizyon ortaya konulabilir mi?

Bu sorulara yanıt vermeye çalışırken, Hollanda’daki 40’ıncı yılımızda neler yazdığımıza bakmak yararlı olacak. Bakın ne yazmıştık o zamanlar: Tarih, daha doğrusu tarihi yazanlar nankör olabilirler. Bilinçsiz veya kasıtsız yapılan nankörlüklere ‘eyvallah’ deyip geçebiliriz. Ama bilinçli veya kasıtlı yapılan nankörlüklere göz yumamayız. Hollanda’da Türk toplumuna ve Türkiye’ye yararı olmuş nice dostlar vardır. Ne var ki, bazıları, topluma yararı olmuş bu insanları ‘zabıtlara’ geçirmek isterken, gerçek yararlılar ile zararlıları iyi seçemezler. Bazıları bu seçimi yaparken ‘hatır’ faktörü ile hareket eder. Bu hatır faktörü kimi için, arkadaşlık, kimi için akrabalık ve kimi için de ideolojik etkisiyle çalışır.

Örneğin kimileri sergi açar ve bu sergide topluma yararlı olmuş kişileri, eserleri veya fotoğrafları ile yaşatmaya çalışır. Merakla gittiğiniz bu sergide bir de bakarsınız ki, aklınızın ucundan dahi geçirmediğiniz isimler varken, beyinlerinize işlenmiş isimler yoktur.

Örneğin, Hollanda’daki 100 ünlü Türk’ü tanıtan bir kitap yayınlanmıştır. Bu kitap için benden biyografim istendi. Daha sonra yayınlanan bu kitapta benim adım tesadüfen “Zübük hanım’ın hemen altındaydı. Bu kitapta “Zübük hanım” yer almıştı ama, Şadi Tatlı gibi, Kamuran Sümercan gibi, İbrahim Görmez gibi ve Emin Ateş gibi isimler yer almamıştı. Aslında beni çok memnun etmesi gereken bu kitabı, sırf bu sıraladığım isimler olmadığı için hiç hoş bulmadım. Daha doğrusu, bu konuda yapılan çalışmayı eksik ve yanlış buldum. Eksikti, çünkü yukarıda saydığım isimler gibi pek çok isim yoktu. Yanlıştı, çünkü “100 ünlü Türk” içinde yer almaması gereken bir yığın başka isim vardı. Hollanda’ya Türk göçünün 40’ıncı yılı kutlamaları çerçevesinde IOT tarafından bir kitap yayınlandı. “De positie van Turken in Nederland 2004” ve “Veertig jaar migratie” başlıklı bu kitap için de benden bir yazı istendi. Bu yazıda, Hollanda’daki Türk medyasını anlatmam istendi.
Hatice Can Engin’in redakte ettiği bu kitaba gönderdiğim yazıda, Hollanda’daki Türk medyasını hakkaniyetle anlatmaya çalıştım. Kitabın içeriği, sizlere tavsiye edebileceğim kadar ilginç. Ne yapıp edin bu kitabı bularak okuyun. Ne var ki, bu kitapta da eksikler vardı. Umarım Hatice Can Engin kardeşimiz daha sonra bu kitabı geliştirme yolunu arar.

Ödül furyası
Çok iyi niyetli Bülent Türker ve arkadaşları, oturmuşlar, aylarca çalışmışlar ve 40 yıla damgasını vurmuş isimleri belirlemişler. Bu isimler arasında naçizane ben de vardım. Bu ödülü sembolik olarak kabul ettiğimi, zira ödüle layık daha nicelerinin bulunduğunu açıkça beyan ettim. Ama ödül dağıtımını duyduktan sonra, “falana neden ödül verilmedi?” diye soranları da görür gibi oluyorum. Hollanda’da 40 yıla damgasını vurdukları için ödül alanları yürekten kutluyorum.
Ama hak ettikleri halde böylesi ödülleri alamayanlara, sergilerde ve kitaplarda yer alamayanalara da avazım çıktığı kadar sesleniyorum: Ödüle sizler de layıksınız! Helal olsun sizlere!

Bu yorumumdan sonra bize görüş belirten okurlarımız Hüseyin Coşkun, Kasım Torunlar, Birgül Soner, Ayhan Fidan, Ayşen Doğan, Engin Özdemir ve Sebahat Yurduşen’e teşekkürlerimi iletiyorum.
Bize elektronik posta ile mesaj gönderen sayın Engin Özdemir, Hollanda’da yazıp çizdiklerimizin hep bir kısır döngü olduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: “Yazılarınız Hollanda’daki güncel konuları kapsıyor. Fakat bana biraz tekrar gibi geliyor. Yok efendim yabancılar entegre olmuyor. Bizde hemen cevap hazır. Hayır çok iyi entegre oluyoruz. Bilmem balolar, çeşitli aktiviteler ile de bunu ispatlamaya çalışıyoruz. Hep, “actie-reactie”. Actie onlardan. Bizden de reactie bekliyorlar. Yani gördüğüm hep kontrollü bir reactie. Ben bu tartışmayı yürütenlerin seviyesini beğenmiyorum. Fakat kimsenin seviyesi ile de uğraşacak bir ukalalık yapmak istemiyorum. Affınıza sığınıyorum. Bunların benim için bir anlamı yok. Zaman ve enerji kaybı olduğu kadar, bana heyecan da vermiyor bu konular. Dar bir perspektifte kuralını bilmediğim bir oyunun, kendi şahsım adına öznesi olmak istemiyorum.”

Sayın Engin Özdemir şöyle devam ediyor:
“Size karşı kaba olmak istemiyorum. Fakat bu tür ve tarzı kapsayan yazılar pek ilgimi çekmiyor. Bir zamanlar Carl Sagan’ın bir kitabını okumuştum. Kitapta şöyle bir bölüm hatırladığım kadarıyla bir perspektif veriyor. Dünyaya şöyle bir uzaydan baktığım zaman mavi bir bilye görüyorum. Oradan baktığımda biri diğerinin sınırını ihlal etmiş ya da biri diğerinin toprağına göz koymuş. Bundan dolayı da kavgalar ve savaşlar. Çok anlamsız çekişmeler ve kavgalar.
Carls Sagan’ın uzay perspektifi belkide insanlık için bir çözüm. Diğerleri ise hasmane konular. Peki neden Carl Sagan perspektifini tartışmayız? Neden bir şans vermeyiz.”
Yukarıda peşinen teşekkür ettiğim sayın Engin Özdemir’in sorularına yanıt vermek isterdim. Ama ben bu değerlendirmeyi sizlere bırakıyorum.
Carl Sagan uzaktan baktığı oranda yakını görememiş galiba.
İnsanların birbirlerinin yerine göz dikmesi kötüdür ama akıllı akıllı otururken benim toprağıma ve hakkıma göz dikene karşı, benim ne yapmam gerektiğini de anlatmalıydı Carl Sagan.

Bir mesaj da Sayın Sebahat Yurduşen’den geldi. Hollanda İçişleri Bakanlığı’nda görevli olan bayan Yurduşen, “Merhaba İlhan” diye başlamış mektubuna ve devam etmiş. “Umarım sadece küçük ismini kullanmamdan rahatsız olmazsın”. Aksine, çok samimi bulduğum için sevindim Sebahat Hanım. Sebahat Yurduşen, başarıları nedeniyle ödül alanlar arasında bayanların neden olmadığını haklı olarak soruyor ve şöyle diyor: “40 yıla damgasını vuranlar, (17 kişi) ödül alanlar ve verenler. Sadece iki bayan ödüllendirilmiş. Kadınlarımız hala çok azınlıkta. Bu neden kaynaklanıyor? Ödülü verenlerden mi? Hepsinin erkek oluşundan mı?

Bir kadın olarak, etrafımda erkekler kadar  aktif kadınları da görüyorum. İş kadını olan ve çok başarılı yıllarını ve emeğini vermiş bizim kadınlarımız nasıl unutulur? Bu tabii ki garip bir tepki olabilir, fakat feminist olmasam bile femin duygularım bu haksızlığa gelemiyor. Yani lafın kısası, adınıza aldığınız ödül için çok sevindim. Bunu mutlaka haketmişsinizdir. Fakat benim tanıdığım başarılı bayan yazarlarımız ve gazete yazarlarımız da var değil mi?

İsimleri bulunan bazı iş adamlarını yakından tanıyorum. Birisinin kız kardeşinin bütün şirketi yönetmesi ve herşeyden o bayanın sorumlu olması, ve ağabeyinin toplantılara katılması ve ödülü kız kardeşinin değil ağabeyinin alması beni çok üzüyor.”
Bayan Yurduşen, İOT’nin düzenlediği 40. yıl kutlamalarına da bir eleştiri getirmiş. Bu konuda da şöyle diyor Sebahat Yurduşen. “IOT’nin , Göçün 40’ıncı yılı nedeniyle yaptığı eğlenceli kutlama için arkadaşlara gönderdiğim mesajı size de gönderiyorum.
Bildiginiz gibi, bir kaç hafta önce IOT’nin düzenledigi  40 yılık el kapılarında işçiliğimizin eğlenceli kutlamasına bir çoğumuz davet edildik. Bazı arkadaşlar sevinçle katıldı fakat bazı arkadaşlar bilinçli katılmadılar bu anlaşılmaz davete. Bana davetiye verildiginde ona neden katılmak istemediğimi, tek başıma da olsam bu eğlenceyi protesto ettiğimi bildirdim. 40 yıllık modern köleliğimizi kutlamaya hiç niyetim yoktu. Bunun yanısıra ne kutlanacak hiç anlamadm .

Annem 17 yıl metal fabrikasında çalıştı ve kanser sonucu öldü. Babam emekliliğini beklemeden kalp krizi sonucu bizi erkenden terk etti, Amcam 24 yıl tuğla fabrikasında ağır işten ötürü böbreklerini çürüttü ve aramızdan ayrıldı. Bunlar gibi binlerce birinci nesil emaktarlar sorgusuz sualsiz gittiler. Geride kalan bizler hâlâ bu ülkede bir yerleri kapma telaşındayız. Ne kadar ‘bir yerlerdeyiz’ diyebilsek de azınlık damgası (Yahudiler’in sarı yıldızı)  2. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi bizlere de vurulmuş. Şu andaki politikada hâlâ 2’nci sınıf değil 3’cü sınıf muamelesi görüyoruz, Entegrasyon sorununu hala çözememişiz (Hollanda hükümetinin gözünde) Bunların kutlamasını mı yapacağız? 1981 ve 82’lerde İtalya, İspanya, Yugoslavya kendi milletini geriye çağırırken, bizim ülkemiz, ‘Aman ha gelmeyin, dövize ihtiyacımız var’ diye bağırıyordu. Bir çok işçimiz ne yazık ki azınlık duygularını kendi çocuklarına yaşatmamak için, geri dönmenin tek bir seçenek olduğuna inanıyorlar.

Birçoğu için de geriye dönmek zor oldu. IOT’nin yaptığı bu etkinlik, eğlence olarak değil (bizim 40 yıllık modern köleliğimizi kutlamak için) buradaki işçilerin 40 yıllık emeğine, sabrına, azmine ve emeğini bırakıp gitmişlerin anısına bir toplantı, kongre olabilirdi bu. Yani ne demeli buna? Azınlık duygusu hepimizde var. Fakat bu konuda nasıl bilinçleneceğiz? Sorun burada.
Dostça Selamlar Sebahat.” Yukarıda Sebahat Yurduşen ve Engin Özdemir, 40’ıncı yılda neler yazmışlarsa, bunlar 50’inci yıl için de aynen geçerlidir. Bundan sonraki 50 yıl için de geçerli olacağına inandığım bu görüşlerin, pozitifliğe dönüşmesini diliyorum.  Vizyonumuzun ne olması gerektiğini de kanaat önderlerimizin saptayacağına inanıyorum.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *