Ahmet Suat Ari

Cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerine

Yaklaşık üç hafta sonra Türkiye’de ilk defa cumhurbaşkanlığı seçimi gerçekleştirilecek. İki turlu seçim sisteminin uygulanacağı seçimde adaylardan birisinin ilk turda % 50’nin üzerinde oy alması durumunda ikinci tur gereksiz olacaktır. Bir başka ilk ise yurt dışında yaşayan Türklerin de yaşadıkları ülkelerde oy kullanabilecek olmalarıdır. Bunun için gereken hazırlıkların tüm hızıyla devam ettiğini gelen duyurulardan anlamaktayız. Seçimlerin tatil dönemine denk gelmesinden dolayı katılımın düşük seviyede olacağı aşikar, ancak bu yurt dışında yaşayanların ilgisizliğine yorumlanmamalıdır.
Yurt dışında yaşamaya başladığımdan beri ilk defa seçimler esnasında Türkiye’de olacağım. Şayet ikinci tur söz konusu olursa bunu yine Hollanda’dan takip edeceğim. Her ne kadar iletişim çağında fiziki olarak bir yerde bulunmanın fazla bir ehemmiyeti olmasa da, sokak atmosferi açısından bir farklılığın olacağı kesin. Ancak hem yaz tatili hem de Ramazan ayının da etkisiyle atmosferde hissedilir bir seçim havasını şimdiye kadar pek gözlemleyemedim. Sadece televizyon ve gazetelerde seçim havası ve retoriği var, halk henüz o havaya girmemiş gibi. Sanırım ilerleyen günlerde hava oldukça ısınacak ve gerek meydanlarda gerekse diğer mekanlarda hararetli tartışmalar olacak. Sanki şu an millet neyin ne olacağını kavramamış gibi bir durum söz konusu.

Seçimlere Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanı sıra CHP ve MHP’nin ‘çatı’ adayı Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu ve BDP-HDP destekli Selahattin Demirtaş katılacaklar. Başbakan Erdoğan toplumun hemen hemen yüzde yüzü tarafından tanınırken, İhsanoğlu ve Demirtaş için aynı şeyi söylemek imkansızdır. CHP ve MHP kendi tabanlarından çıkaracakları bir adayın Erdoğan karşısında hiç şansının olmadığından hareketle bir ortak aday arayışı içine girmişler ve nihayetinde de Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun şahsında bir muhafazakar aday bulmuşlardır. Tabii ki maksat AK Parti tabanından oy çırparak Erdoğan’ın önünü kapamaktır. Ancak unutulan veya küçümsenen bir husus da söz konusudur. O da İhsanoğlu gibi bir muhafazakarı CHP içindeki ‘laikçi’lerin asla hazmedemeyeceğidir. Nitekim bazıları bunu Sayın İhsanoğlu’nun aday gösterilmesi esnasında imza vermeyerek gösterdiler. Siyasetin basit matematik hesaplarıyla yapılamayacağı gerçeği daha sürecin başında muhalefete böylece hatırlatılmış oldu.

Şu bir kaç günlük sürede edindiğim izlenimlere gelince, söyleyebileceğim tek şey görünen köyün kılavuz istemediğidir. Başbakan Erdoğan açık ara önde gitmektedir ve bunu gerek meydanlarda gerekse ekranlarda çok iyi bir şekilde hissettirmektedir. Söylemleri ‘halkçı’ ve alışılmış ‘devletçi’geleneğin tam zıddıdır. Seçmenlere farklı bir cumhurbaşkanı olacağını ve bunu da onlar için yapacağını söylemektedir. Soğuk, kasıntı ve resmi bir cumhurbaşkanı yerine, sıcak, samimi ve açık bir cumhurbaşkanı vaad etmektedir ki bu da özellikle taşralı ve taşra kökenli şehirlilerde büyük etki yaratmaktadır. Erdoğan’ın ısrarla vurguladığı bir diğer husus ise icracı bir cumhurbaşkanı olmak istediğidir. Bir tür başkanlık sistemi de diyebiliriz, ancak bunun mevcut yasalarla nasıl olacağı belirsizdir.
Muhalefetin adayı İhsanoğlu ise gerek mitinglerde gerekse bir kaç gün önce kamuoyuyla paylaştığı seçim vizyonunda gündem belirlemeden çok öte bir tavır sergilemektedir. Bırakın gündem belirlemeyi Erdoğan’ın belirlediği gündemin peşine takılmaktadır. Hem icracı cumhurbaşkanlığına itiraz etmekte hem de “Ekmek için Ekmeleddin” sloganıyla vizyonunu açıklamaktadır ki bu da kendisiyle yaman bir çelişki içine girdiğinin açık bir göstergesidir. Hele hele Filistin’deki İsrail şiddeti konusunda sarf ettiği “tarafsız kalmalıyız” sözü yenilir yutulur cinsten değildir. Aslında onun bu tavrı beni hiç şaşırtmadı dersem mübalağa yapmış sayılmam. Zira yaklaşık iki yıl önce, kendisi İslam Konferansı Örgütü başkanıyken Hollanda’ya yapmış olduğu bir iş ziyareti esnasında otelinde buluşup istişare etme fırsatı bulmuştuk. O sohbet esnasında Avrupa’da yükselen ırkçılık ve islamofobi de gündeme gelmiş ve hükümetlerin özellikle Müslüman kökenlilere yönelik kategoral yaptırımları hayata geçirdikleri kendisine iletilmişti. Kendisinin konuya yaklaşımı bizim hiç de beklemediğimiz bir türdendi. Kendilerine göre Müslümanlar yaşadıkları ülkelere ‘uyum’ sağlamalıydılar ve hükümetlerin bu yönde adım atmaları da gayet normaldi. Sanki bizler misafirmişiz de ev sahibinin kurallarına uymamız gerekirmiş babında nasihat edip konuyu kapattı. Statükoculuğun çok bariz bir göstergesiydi bu tavrı ve makamına yakıştıramamıştık. Aynı tavrı Mısır darbesi ve Orta Doğu’daki gelişmelerde de gördük. Haliyle şaşırmamak pek de abartılı olmayacaktır. Bakalım önümüzdeki günlerde nelere şahit olacağız.

HDP-BDP adayı Selahattin Demirtaş’ın adaylığı bir formaliteden başka bir şey değildir. Maksatları ilk turda ne kadar güçleri olduklarını göstermektir sadece. Benim kanaatime göre güçlü oldukları bölgelerde güç kaybı yaşayacaklar, ancak diğer bölgelerde bir takım tepki oylarını alacakları kesindir.
Bu seçimlerde beni en çok kaygılandıran kullanılan usluptur. Bu uslup hem hakaret içermektedir hem de doğrudan şahısları hedef almaktadır. Bu da devletin zirvesine oturmaya talip şahıslara yakışmamaktadır. Umarım idrak ettiğimiz Ramazan ayının hatırına bundan vazgeçilir ve medeni bir seçim süreci yaşanır.
Ramazan bayramınızı şimdiden tebrik eder, her gününüzün bayram tadında geçmesini dilerim.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *