Her yaz aynı hikaye, aynı hadsizlik…

Yeni bir yaz tatiline girmiş bulunuyoruz. Her yıl olduğu gibi, bu yıl da, özellikle okulların tatil olmasıyla, Avrupa’da yaşayan Türkler anavatan Türkiye’nin yolunu tuttular. Kara yoluyla Türkiye’ye gelen Türkler, üç beş ülkenin gümrüklerinden geçerek, hatta bazen ülkelerin gümrüklerinde saatlerce bekleyerek, Anadolu’ya akın ediyorlar. Bu yıl, özellikle Almanya ve Hollanda’da havalimanlarında yaşanan personel krizi ve bazı uçuşların iptal edilmesiyle, kara yoluyla sıla-ı rahim yapan Türklerin sayısı bir hayli kalabalık.
Modern insanda pek rastlanmayan çifte aidiyet, hasret ve vatan sevgisi, Avrupa’da yaşayan milyonlarca Türkün Türkiye’ye yönelmesini beraberinde getirir. Bu sayılan hasletler, yani nesiller arasında göreceli olarak azalmış olsa da, önemli oranda Avrupa Türkleri için Türkiye aidiyeti, çoğu zaman kelimelerle anlatılamayacak kadar derin bir özelliktir. Söz konusu aidiyet, sadece Türkiye ile sınırlı değildir. Avrupa Türklerinin aidiyeti ve ifade edilmeyen sorumluluğu tüm Türk Dünyası için olduğu gibi, kültür coğrafyamızdaki akrabalarımız ve dahi dünyadaki tüm mazlumlar için geçerlidir.

İşte bu haleti ruhiye içinde olan Avrupa Türklerinin her yaz ezici bir çoğunlukta Türkiye’ye gelmeleri, her ne hikmetse bazı kendini bilmezler için bir rahatsızlık konusu haline geliyor. Özellikle sosyal medya mecralarına yansıyan dengesiz konuşmalar, Türkiye’de Avrupa Türklerine karşı rahatsız olan bir güruhun olduğunu ortaya koyuyor. Haddini bilmeyen bu zavallılar, her ne kadar, büyük sosyal kitleleri temsil etmeseler de, Türkiye’de gizli veya açık bir Avrupa Türkleri rahatsızlığını, haber veriyor.
Geçen yıl, yaz tatili döneminde bu konuyla ilgili “Avrupa Türkleri ve Türkiye’de bazı haddini bilmezler…” başlığıyla aynı konuyu ele almıştım. Avrupa Türkleri ile ilgili mesnetsiz ifadelerden örnekler vererek, özetle şunları söylemiştim: “Avrupa Türklerini, tartışma haline getiren bu hadsiz, yer yer ırkçı ve ötekileştiren söylemlerin, kesinlikle, Türk insanının genelini ve dünya görüşünü yansıtmadığının farkındayız. Buna rağmen, bu sevimsiz söylemlerin bazı medya ve özellikle sosyal medyada yer alması, ister istemez Avrupa Türklerini üzdüğünü ve incittiğini de belirtmeden edemeyiz.”

Bu yıl, yaz tatilinin başlamasıyla aynı söylemler gündeme gelmiş olmalı ki, geçen yıl da kendisinden iktibas ettiğim, gazeteci ve yazar Şefik Kantar, son köşe yazısını bu konuya ayırmış. Kantar, “Sizi gidi pis Alamancılar!” yazısında şu ifadelere yer vermiş: “Yurt dışındaki insanlarımızın gurbetçi mi, diaspora mı, yoksa Avrupa Türkleri mi oldukları üzerindeki fikir cimnastiği sürerken literatürümüze gürültülü bir şekilde ‘Gurbetçi Düşmanlığı’ kavramı girdi. Son zamanlarda bilhassa sosyal medyadaki rüzgarlar medyaya da yansıyınca duyarlı çevreler ‘Türkiye’de oluşan ve yükselen bir gurbetçi düşmanlığı mı var?’ sorusu etrafında kafa yormaya ve tartışmaya başladılar.”
Şefik Kantar, Türkiye’de baştan beri, yani Avrupa’ya işçi göçünün başlamasıyla Avrupa’daki Türklere karşı, dar çevreli olsa da bir kıskançlığın bir kompleksin var olduğuna vurgu yapıyor. Son gelişmeleri ise, Türkiye’de yaşanan siyasi kamplaşmanın bir yansıması olarak gören Kantar, eğer tedbir alınmazsa, gidişatın tehlikeli sonuçlar getireceğini söylüyor.
Aynı konuda, serbest gazeteci ve Avrupa Laleler Düşünce Kulübü üyesi M. Teyfik Özcan, adeta bir ültimatom bir manifesto niteliğinde “Almanya`dan Türkiye`ye Mektup!” başlığıyla bir yazı kaleme almış.

Özcan, söz konusu manifestosunda, şöyle diyor: “Bizler varlığımızı ve kimliğimizi, Türkiye’deki birçok insanın aksine, bizleri gururlandıracak bir biçimde mevcut yaşam merkezimize ve tarihi köklerimize göre yorumluyoruz.

Bizleri küçümseyen düşüncelerinizin, kendimizi anlamlandırma ve tanımlamada bizi kesinlikle etkilemiyor olması kendimize inancımızın sarsılmaz bir kanıtıdır. Kıskançlığınız, başarımızın gölgesindedir.”

M. Teyfik Özacn’ın, kullandığı “mevcut yaşam merkezi” ve “tarihi köklerimiz” gibi kavramlara, özellikle dikkat etmeliyiz. Bu kavramlar, Avrupa Türkleri için yeni bir kimlik tanımlamasının iki temel kriteridir. Bu kavramlar aynı zamanda, Avrupa Türklerinin geliştirecekleri bir varoluş esprisinin özeti niteliğindedir. Bir şuur ve geleceğe dair bir yeni perspektiftir.
Hangi güruh ve hangi haddini bilmez, Avrupa Türkleri için, hangi aşağılayıcı söylemde bulunursa bulunsun, içlerindeki kıskançlığı ve kini kusarsa kussun, Avrupa Türkleri ve aydınları, tarihi sorumluluklarının bilincindedirler. Çünkü onlar, “Türklerin, tarihin sahnesinde, Çin’e, Bizans’a, Hind’e, İran’a ve Roma’ya yer yer hükmettikleri ve etkileşimde bulundukları gerçeğini biliyorlar.”

Bu vesileyle, değerli okurlarımın mübarek Kurban Bayramını tebrik eder, şahıslarında tüm insanlığa hayırlara vesile olmasını dilerim.




Geef een antwoord

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.

Deze site gebruikt Akismet om spam te verminderen. Bekijk hoe je reactie-gegevens worden verwerkt.

error: Content is protected !!