“Arabalarınızla hava atmaya geliyorsunuz”

Bundan 4 yıl önce Türkiye’ye gittiğimde İstanbul’da bir otopark görevlisinin sözleri hala kulaklarımda yankılanır: “Orada size ayrımcılık yapılıyor” diyerek yaşadığınız zorlukları anlıyorum ve size kolaylık diliyorum anlamında sözler söylemişti. Türkiye’den gelen bir kadın bakanın Hollanda’ya alınmaması ve akabinde yaşananlar hakkında medyadaki yayınlardan etkilenmesi ile ‘farkındalığının’ artması buna neden olmuştu. ‘Gurbetçi’ ile empati yapabilmesini hala olağanüstü bir durum gibi algılarım.

Bu yaz, 4 yıl aradan sonra, 2400 km ve 30 saatten fazla karayolu yolculuğu sonrası Türkiye’ye ve İstanbul’a varmıştık. Dediler ki, Ümraniye’de alışveriş yapmak için güzel yerler var. Malum, Avrupa’da dini tercihimize uygun kıyafet bulabilmek için imkanlar biraz daha kısıtlı.
Ümraniye’ye ilk defa gidiyoruz. Kaldırım kenarlarında araçlar park etmiş. Sonunda biz de araçlar arasında bir tane park yeri bulduk ve park ettik. Araçtan inince, üzerinde sarı yeleği olan yaşını almış bir beyefendi -Allah ondan razı olsun- yaklaştı:

  • Aracınızı buraya park etmek yasak. Yoksa çekip götürürler bütün gün uğraşırsınız.
  • Ama herkes buraya park etmiş?
  • Çünkü yabancı plaka olunca hemen götürüyorlar.
    İlk tepki olarak verdiğim naifçe soru ile cevabımı almış oldum:
  • Ama haksızlık bu. Neden yabancı plakalara ayrımcılık yapıyorlar?
  • Onlarda para çok ya ondan..
  • *
    Bu yıl Türkiye yolculuğu öncesinde bu minvalde birçok söz okudum sosyal medyada ‘gurbetçilerle’ alakalı. Türkiye’de ‘yabancı’ (gurbetçi) düşmanlığı gerçekten var mı, yoksa sosyal medyanın sansürsüz alanında ve birkaç provokatör ya da dürtüsel insanın verdiği tepkiler mi diye merak ediyordum.
    Tatil boyunca her “Gurbetçiler Türkiye’ye akın akın gelmeye başladı”, “Gümrük kapılarında yoğunluk”, “Uzun süre bekleyen gurbetçiler için kolaylaştırıcı önlemler” gibi haberlerin altına yazılan yorumları okudukça, aslında bunun ne denli büyük boyutta bir duygusallık ve belki de gerçek kaynağı fark edilemeyen öfke olduğunu düşünmeye başladım.
    Son olarak whatsapp’ımdaki bir durumda paylaşılan şu twitle olayın iç yüzünü anlama çabasına girdim:
    “Düşünsenize, sabah bi kalkıyon, 1 Türk lirası=15 dolar, herşey bir anda iniyor, almancılar yeenim kurulu düzen bozuldu biz Türkiye’ye gidiyoruz diyorlar ama içeri almıyoruz, yurt dışına tatile gidiyoruz 1000 TL ile en iyi yerlerde kaliyon ;/” (İmla kurallarına dokunulmadan cümle olduğu gibi alıntılanmıştır).
    İlk okuduğumda duygusal bir tepkisellik ve dürtüsel bir öfke hissettiğimi itiraf etmeliyim. Ancak duygusal tepki vermeden önce insanların neden böyle düşündüğünü anlamam gerektiğine karar verdim. Biraz empati yapmalıydım. Bu duygularla dolu olan kişilere sorular sorarak yargıda bulunmamaya çalışarak anlamaya çalıştım. Olayın perde arkasında, ‘gurbetçi’ birkaç kişinin sosyal medyada izlenen filmlerinin olduğu söylendi. Bu kişiler, Türk Lirasının değer kaybetmesinden maddi çıkar elde ettikleri için büyük bir sevinç duyup Türkiye’de ‘bedavaya’ tatil yapacakları için mutlu olduklarını ifade etmişler. Ve bu videolar anladığım kadarıyla Türkiye’de hayli paylaşılmış ve duygusal tepkileri tetikleyen nedenlerin birisi buymuş. Tetikleyen diyorum, çünkü gözlem ve analizlerime göre tepkilerin altta yatan nedenleri daha derin. Ayrıca ‘Almancılarla’ yaşanan bazı olumsuz bireysel hayat tecrübeleri de buna eklenmiş. (Ayrıca karşımdaki kişiden de, sorularla anlama çabasına girmesini ve bir de diğer perspektiften dinlemesini arzu ettiğimi farkettim. Soru ve merak gelmeyince açıklamada bulunmadım. Anladım, açıklama için teşekkür ettim.)
    Bu ‘yabancı’ düşmanlığının Türkiye’deki boyutları konusunda bir araştırma yapmadım ama, hissiyat olarak sanki gittikçe çoğaldığı duygusuna kapıldığımı da belirtmeliyim. Aynayı kendimize tutarak ve olayın boyutlarının kabul edilebilir sınırı aştığını varsayarak, ‘ne yaptın ki, hem Avrupa’da hem de Türkiye’de istenmeyen çirkin ördek yavrusu olma rolüne girdin’ diye yüzleştirici, belki biraz da tahrik edici bir soru sorsak kendimize, ne dersiniz?
    İletişim şeklimiz, kendimizi ifade etme biçimimiz; dürtüsel bir tepkisellik veya duygusal reddediş ile, bilmiş ve yargı dolu bir tavırla öğüt vermek arasında gelip gitmekte. Bunun yanında, sosyal medyanın ve sanal hayatın gerçek hayatlarımız üzerindeki etkisi; bilinçaltımızın derinliklerinde yatan yaşanmışlıkların tetiklenmesi süreci; hakkaniyet ölçülerinde genellemeden ölçüp tartma ve adalet arayışımız konusunda da belki çok yazılıp çizilmesi gerekiyor. Kısacası her birimizin nisyan ve isyan ile malûl insan oluşumuz ile ilgili. Kimbilir belki bir dahaki yazı konusu olabilir.
    Türkiye insanının “Almancılar” hakkındaki (ön)yargılarından benim duyduğum bazılarını çorbaya tuz olsun diye 🙂 aşağıya ekliyorum.
  • Sizde para çok.
  • Avrupa’da tuvalet temizliyorsunuz, memlekete gelip hava atıyorsunuz.
  • Almancılara ev ve arsa gibi gayri menkullerin satılması yasaklansın.
  • Son model arabalarınızla hava atmaya geliyorsunuz.
  • Madem yol çilesi var, niye uçağa atlayıp gelmiyorsunuz?
  • Madem memleket memleket diyorsunuz, çok seviyorsun, niye orda duruyorsunuz? geri dönün de görelim o zaman.
  • Ülkeyi pahalandırıyorsunuz.
  • Burda yaşamadığımız için bilmiyorsunuz.
  • Size ordan toz pembe görünüyor memleketin hali, anlamıyorsunuz.
  • Saf (naif ve temiz anlamında mı kullanılıyor acaba?)
  • Kaba/ görgüsüz.
  • Sizin tuzunuz kuru, millet memlekette aç.
  • Eurolarınızla burada 10 katı değerli olduğu için ucuz tatile geliyorsunuz.
  • Kiranız ortalama 700 euroysa, geliriniz de ona göredir.
  • İlk fırsatta yurt dışına çıkacağım.

Peki, listeye siz başka hangi yargıları(mızı) eklemek isterdiniz?




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Content is protected !!