Eleştiri kültürü ve Amsterdam Tartışmaları

 

Veyis-Gungor-web

 

 

Amsterdam Tartışmaları, iki yıl önce uzun süre Hollanda’da yaşayan ve şimdilerde Türkiye’ye dönüş yapan meşhur Türk yazar Sadık Yemni’nin yönetiminde, bir Türkevi Araştırmalar Merkezi-UETD projesi olarak başlamıştı. Sadık Yemni’nin Türkiye’ye dönmesiyle proje aynı zamanda UETD Hollanda Sekreteri olan Ahmet Suat Arı tarafından yürütülmekte. Amsterdam Tartışmaları çok kısa olarak; o ay seçilen yerel, ulusal, Avrupa’ya ait veya küresel bir konuda katılımcıya bir fikir verme, o konuda düşünmeye davet etmeyi amaçlar.

 

Geçtiğimiz ay 21.si yapılan Amsterdam Tartışmaları artık sürdürülebilir bir yapıya kavuştu. Allah nazardan saklasın. Zira bizimkilerin bu tür bir çok projesi, güzel başlar bir süre devam eder ve söner. Ama öyle görülüyor ki, Amsterdam Tartışmaları gün geçerek daha anlam yüklü, zaman zaman farklı forumlarda hatta farklılıkların artarak devam ettiği bir buluşma forumu olmaya doğru yol alıyor.

Mayıs ve Haziran ayında yapılan Amsterdam Tartışmaları Hollanda Türk kamuoyunda belki de bugüne  kadar yapılan aylık tartışmalara göre çok farklı bir ses getirdi. Belki bu seçilen konularla ilgilidir.

Hatırlanacağı üzere Mayıs ayında ‘Çözüm Süreci ve Yeni Türkiye’ tartışıldı. Konuşmacılar Türkiye’de başlayan çözüm sürecinin mimarlarından, Başbakanın da sağ kolu olarak bilinen Doç. Dr. Yalçın Akdoğan ve akademisyen Doç. Dr. Hüseyin Yayman’dı. Çok tartışılan bu konuyu seçmek cesaret işiydi. Oldukça riskli bir toplantıydı. Farklı önlemler alınmıştı. Paradigmaların değişimi kolay olamazdı. Organizatörler her türlü riski alarak böyle bir konuyu seçtiler. Burada toplantının içeriği ile ilgili yazmama gerek yok. Çünkü bir çok medya kuruluşunda yazıldı, yayınlandı ve değerlendirildi. Ancak benim burada üzerinde durmak istediğim konu, toplantıya katılma zahmetinde bulunmayan, ancak klavyesinin arkasında kahramanlık yaparak adeta hariçten gazel okuyanlar olacak.

Çok tartışılan bu konuyu seçmek cesaret işiydi. Oldukça riskli bir toplantıydı. Farklı önlemler alınmıştı. Paradigmaların değişimi kolay olamazdı.

Kendileri köşelerinde, bloglarında konuyu ele aldıkları için isimlerini burada zikretmekte herhangi bir sakınca görmüyorum. Aynı zamanda Hollanda Türk Federasyon Genel Başkanı olan Murat Gedik 21. Amsterdam Toplantıları toplantısı sonrası yazdığı yazısında, organizatörleri ve katılımcıları adeta küçümseyen cümleler kurmuş. Organizenin salonu bile dolduramadığını, gelenlerin de AK Parti yandaşları olduklarını iddia eden Gedik, bu cümlesiyle katılımcıların profilinden bihaber olduğunu ortaya koymuştur. Gedik, davetli olduğu halde katılmadığını yazarak, ne yazık ki yapılan toplantı hakkında çoğu yanlış bilgilerle okuyucusunu yanıltmıştır. Eğer toplantıya katılmış olsaydı, ait olduğu ada’nın dışında bir milletin var olduğu gerçeğini yakalayabilirdi. Ayrıca, kaç kişinin önceden yer ayırmadığı için toplantıya alınmadığını, toplantı salonuna girmek için insanların nasıl kuyrukta beklediklerini görürdü. Bu bile toplantının ne kadar önemli olduğuna işaret değil midir? Hollanda’da Türklerin yaptıkları kaç toplantıda insanlara yer dolduğu için, yer kalmadı denir? Ancak Gedik, kulaktan duyma bilgilerle köşe yazısını yazmayı tercih etmiştir.

 

Aynı Amsterdam Tartışmaları üzerine yerel siyasetten tanıdığımız Resul Özdemir ve bazı dergilerden tanıdığımız İffet Subaşı, hem toplantıya katılmamışlar hem de toplantı hakkında köşe yazısı yazarak, görüşlerini ifade etmeyi denemişlerdir. Toplantıya katılanlardan edindikleri bilgiler ve basından okuduklarıyla Amsterdam Tartışmalarının organizasyonu ve içeriği hakkında yorum yapmayı deneyen bu arkadaşlar da ulaşabildikleri okuyucularına doğru bilgi aktarmamışlardır. Abesle iştigal etmişlerdir.

Burada, toplantının önemini anlatmak için Amsterdam Tartışmalarının ilk defa bir grup tarafından fiziki olarak protesto edildiğini ifade etmem gerekir. İlk önce bir kaç kişiyle toplantıya katılmayı denemişler, ancak yer olmayınca dışarı çıkıp, kendilerine katılanlarla toplantıyı protesto etmişlerdir. Çoğu Almanya’dan gelen TGB grubu protestonun izinsiz olmasından dolayı onbeş dakika slogan atmışlar, pankartlar açarak, çözüm sürecini eleştirmişlerdir.

Bütün bunlar, yani her ne kadar klavyenin başında oturarak, çoğu yanlış ve yarım yamalak  duyduklarıyla eleştirseler de, fiziki protestolar, güzel gelişmelerdir. Hepsine topyekün teşekkür etmek isterim. Zira bu eylemler Amsterdam Tartışmalarını organize edenlerin ne denli doğru yolda olduğunu  göstermektedir. Amsterdam Tartışmalarında takip edilen strateji Hollanda gündemine gelmeyi, hakkında konuşulmayı hatta protestoyu hakettiğine göre bence asıl amacına ulaşmıştır. Hatta sadece katılımcıları bilgilendirme, tartışılan konuda bir fikir edinmeyi aşmıştır. Bu noktayı iki yıl gibi kısa bir sürede yakalamak her babayiğidin harcı değildir.

 

Tabii ki eleştiriler yapılmalıdır. Hatta organizatörler eleştirilerden ders çıkarlmalılar. Ama bizzat birinci derecede bilgiyle eleştirmek daha faydalı olur kanaatindeyim. Kulaktan dolma bilgiler yazarı ve konuşanları yanıltır. Bunun en azamiye indirilmesi için eleştiri kültürü geliştirilmelidir. Farklı görüşler, şahıslara veya kurumlara hakaret etmeden sergilenebilmelidir. Ne yazık ki bugün Hollanda’da yapılan eleştirilerin genelinde hakaret, iftira, hedef gösterme ve yanlış bilgiler hakimdir. Bunun değişmesi için hepimiz elimizden geleni yapmalıyız.