Türkçemizi geri istiyoruz!

Hollanda İlkokullarında Türk çocuklarına anadil dersleri verilebilmesi için Hollanda devleti hakkında açılan  hukuki dava 30 Eylül’de yapılacak  olan ilk duruşma ile başlayacak.

Hollanda Türkiyeli İşçiler Birliği (HTİB), Türkler Bilgilendirme ve Eğitim Vakfı (SIOT) ve Avrupa Akdeniz Göç ve Gelişmeler Merkezi (EMECMO) adına Türk avukatlar Nazmi Türkkol ve Fadime Kılıç tarafından hazırlıkları sürdürülen dava ile ilgili dilekçe UNESCO’nun 21 Şubat Anadil Günü’nde Amsterdam Mahkemesi’ne sunulmuştu.

Türk avukatlar Nazmi Türkkol ve Fadime Kılıç tarafından yapılan basın bildirisinde “Hollanda devletine göre anadil eğitimi bir hak değildir. Hollanda devleti anadil eğitimini Hollanda’ya entegrasyonu olumlu şekilde etkilemek için bir araç olarak kullanmıştır. Ancak anadil eğitiminin entegrasyona katkı sağlamadığı kanısına varıldığı için, bu proje 2004 yılından itibaren durdurulmuştur. Hollanda devleti anadil eğitiminin entegrasyona katkı sağlamadığı varsayımını 2000 ve 2001 yıllarında yaptırdığı 3 farklı araştırmaya dayandırmaktadır. Bu araştırma sonuçlarına göre; öğretmenlerin anadil eğitimi verme kapasiteleri yetersizdir, öğretmenler sıklıkla hastalık iznine ayrılmakta ve dersler boş geçmektedir. Velilerin anadil eğitimine talebi oldukça az olmuştur. Araştırmalarda, sonuç olarak, anadil eğitiminin entegrasyona olumlu bir katkısının bulunmadığı savunulmaktadır” ifadesinde bulunuldu.

 

HEDEF 40 BİN İMZAYDI 65 BİN İMZA TOPLANDI

 

Selvi Emili: “Ben bir anneyim. Konu da anadili. Benim hareket sebebim bu!”

 Bu kampanya başladığını duyduğumda bunu kendime görev bildim. Görevin beni çağırdığını hissettim ve durmak yerine Türkçe için çalışmayı tercih ettim. Dört çocuğum var, büyük olan ikisi okulda Türkçe derslerini aldılar ama diğer ikisi bu fırsattan mahrum kaldı. Aralarındaki farkı gördüm. Her ne kadar biz çocuklarımıza ana dilimizi elimizden geldiği kadar öğretsek de, bunu okulda öğrenmeleri tabii ki en doğru olanı. O yüzden başka çocukların da Türkçe’yi okullarda öğrenmeleri için elimden geleni yapmayı bir görev bilip bu ișe gönüllü oldum. Öncelikle belirtmeliyim ki bu kampanyada ben yalnız değildim. Bu kampanyada toplanan imzaları tek başıma değil, arkadaşlarımla birlikte topladık. Şu ana kadar yaklaşık 9500 adet imza elimize ulaşmış durumda. Henüz elimize ulaşmayan imzalar da var. Bu kampanyaya başlarken aklımızdan geçen bir sayı vardı, yani kampanyayı hazırlayanların koyduğu hedef: 40.000.

Selvi-Emili

Yaklaşık dört yıl önce kurduğumuz ‘Centrum voor Vrouw en Gezondheid’ vakfı gönüllüsüyüm. Vakfın sunduğu hizmetlerden faydalanan hanımlardan başlayarak çarşı-pazar dolaştık. Kahvehane, bar, market, kasap, manav, kuaför vesaire demeden ișe daldık. Birçok yere imza formu bıraktık. Telefon listemizdeki insanları tek tek aradık. Bu şekilde insanları haberdar edip, bu ișe gönüllü olacak arkadaşlarımızı bu kampanyada gönüllü olmaya davet ettik. Halka büyüdü ve büyüdükçe de imza sayısı arttı. Pazarda beni para toplayan dilenci zannedenler oldu. “Allah versin, kızım başka kapıya” diyerek. bunlar hoş anılar. Bir marketten kovuldum. Hem de neredeyse yaka-paça dışarı atıldım diyebilirim. Bunu unutmam mümkün değil, ama bu ve benzeri hareketler beni ve arkadaşlarımı yıldırmadı. Aksine daha da bir heveslendirdi. Bazı insanların bu ișin hassasiyetini anlayamamalarını tahmin edebiliyorum. Öncelikle insanların bir defada konuyu anlayamadıklarını saygıyla karşılamaları gerek. İmzalarını istediğimiz bazı vatandaşlar Türkçe kursuna kendilerinin gideceğini sanıyorlar, bir kısım insan küçük çocuğunun olmadığını ve imzalamaya gerek olmadığını söylüyor. Bütün bunlar karşısında bol sabırla ve hassasiyetle hareket etmek gerekiyor. İnsanımıza düzgün anlatırsanız alıyorlar ve yardımcı oluyorlar. Bu kampanya sırasında hiç tanımadığım insanlar dahi beni arayıp imza toplamak istediklerini bildirdiler. Kendileri arayıp imza formu isteyenler oldu. Doldurup bana haber vermeden posta kutusuna atanlar oldu, bunlar güzel şeyler. Yeter ki onlara siz kendi samimiyetinizi yansıtmasını bilin gerisi kendiliğinden geliyor. İnsanlarımızı oldukları gibi kabul etmek ve ona göre davranmak gerek. Ben bu iși STK’lara yardımcı olmak için yapmadım. Ben kendim de bir STK’lı olmama rağmen bunu hiç bir yerde söylemedim ve o vakıf adına da yapmadım. Ben bir anneyim. Konu da anadili. Bu yeterince anlatıyordur benim hareket sebebimi. Fakat koca koca STK’lar var. Bunların bizim topladığımız imzanın en az beş-altı kat fazlasını toplamalarını beklerim. Umarım toplamışlardır. Eğer bunu yapamıyorlarsa, çok acı bir durum ama o zaman kapılarını kapatmaları gerek. En önemli konuda dahi STK’lar tabanlarını harekete geçiremiyorsa o zaman varlık sebebini kaybetmiştir. Sorumluluğumu ve görevimi en iyi şekilde yerine getirdiğime inanıyorum. İnsanların beni beğenmesi ya da teveccüh göstermesi için yapmadım. O yüzden de o beğeni ya da başka bir taltif beklentisi içinde değilim. Beni mutlu edecek şey bu imzaların boşa gitmemesi ve bu davanın lehimize sonuçlanmasıdır. Bu kampanyaya birlikte başladığım arkadaşlarıma çok çok teşekkür ediyorum. Benden daha da heyecanlı çalışan, gecesini gündüzüne katan annelere anadili eğitim hakkının geri kazanılması için yaptıkları çalışmaya, harcadıkları zaman ve emeklerine teşekkür ediyorum. Ayrıca imza veren Türk, Faslı, Afganlı, Pakistanlı, Hollandalı ve daha başka birçok insana teşekkürü bir borç biliyorum.

 

 Gulser Deniz: “Bizler çocuklarımızın yarınlarına șimdi sahip çıkmalıyız”

Ana dili söz konusu olunca, hepimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız ve birçoğumuz az veya çok bir ilkokul eğitimi almış, kendini geliştirmiş bir nesli temsil ediyoruz, fakat bizler göçmeniz diye ne yazık ki  sahip olduğumuz değerlerin içinde, bulunmaz hazine olan Anadilimize, özümüze yeterince vakit ve ilgi gösteremediğimizi düşünüyorum. Bizler çocuklarımızın yarınlarına  șimdi sahip çıkmalıyız. Kişilikli, özgüven  sahibi bir genç, öncelikle kendini ifade edebilmeli, dilini ve tarihini  bilmeli. Anadili eğitimi almamış bir genc, biraz ailesinden, dizilerden ve sosyal medyadan okuduğu paylaşımlarla ilerde eğitiminde veya iș hayatında ne kadar başarılı olur tartışılır bu. Bazı Hollandalı vatandaşların tepkisi ile karşılaştık, gerekli zamanı kendilerine ayırdım ve oturduk sohbet ettik tabii. Görüşlerine saygı duyduğumuzu  fakat aynı saygıyı bizim de beklediğimizi belirttim, memnun kaldılar bizlere de bir tecrübe artı ekstra motive edici oldu. Vatandaşlarımızdan az olsa da bazılarının destek vermediklerini gördük, bunların sayısı çok azdı gördüğümüz yakın ilginin yanında. Türklerin yoğun yaşadıkları şehirde, kadın kolları varsa veya camii/market gibi ziyaretçi sayısı yoğun olan halka açık tanınmış kurumlar ve iş yerleri ile irtibata geçmeleri halinde daha çok başarılı olacaklardır kesinlikle.

GulserDeniz

Bu başarıyı yakalamamızda  en büyük etken tabii ki duyarlı olan ve ırk-mezhep ayrımı yapmayan bizim vatandaşımızdır. Eși Türkçeyi hiç bilmeyen bir Kürt çift ile karşılaştık, haliyle önce Hollandaca anlattım meramımı. Kadının kocası  Türkçe biliyorum bana anlatın diyerek yakınlık gösterdi kucaklarındaki  ağlayan bebeğe rağmen. Böylesi güzel  anılar da bizlere yorgunluğu her şeyi unutturuyordu. Ailemiz komşularımız hepsi seve seve vakit ayırdılar, tabii ki marketimiz ve kuaförümüze mesai arkadaşlarımıza ayrı ayrı teşekkür borçluyuz; destekleri göz ardı edilmeyecek kadar büyük, motive edici oldu kesinlikle. Maalesef ki üzüldüğüm bir olay ise imza atan bir emekli teyzemizle yaşadığım bir hadise var. Ne yazık ki yanlış bilgilendirilmiş neden imza verdin diye korkutmuşlar, maddi bir boyutu olacağını söylemişler ve imzaladığı formu geldi iade etmemi istedi. Listeden adını sildim kendine gerekli açıklamayı yaptım ama faydası olmadı resmi bir açıklama olsaydı belki farklı yaklaşırdı. Sonuçta evime çok yakın olduğu için bir sorun olması halinde, huzursuz olmasın diye  bana gelmesini önerdim.  Türk ebeveynlerinin hala umutlu ve duyarlı  olmaları çok sevindirici. Tabii olumsuz olanları da var ama bunları düşünmek yerine olumlu tepkilere, yardımlara yoğunlaşmak en güzeli.  Bunu tabii ki yalnız başarmadık her ırktan sıcak kanlı insanlarla,  sağduyulu  vatandaşımıza  değerli annelere şükranlarımı sunarım. Takdir ve eleştiri değerli  vatandaşlarımızın.